<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>panax yorumları, kibarlı panax, clavis</title>
	<atom:link href="http://www.panax-clavis.gen.tr/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.panax-clavis.gen.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 04 Apr 2012 14:20:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<atom:link rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com"/><atom:link rel="hub" href="http://superfeedr.com/hubbub"/>		<item>
		<title>Şeker &#8211; Diyabet Hastalığı Belirtileri</title>
		<link>http://www.panax-clavis.gen.tr/seker-diyabet-hastaligi-belirtileri/</link>
		<comments>http://www.panax-clavis.gen.tr/seker-diyabet-hastaligi-belirtileri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Mar 2012 23:36:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Damar Tıkanıklıgı]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[gizli şeker]]></category>
		<category><![CDATA[kollesterol]]></category>
		<category><![CDATA[şeker hastalığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.panax-clavis.gen.tr/?p=1363</guid>
		<description><![CDATA[Diabet &#8211; Şeker Hastalığı Diabet, diğer adıyla şeker hastalığı, sık görülür ve ciddî sonuçlara yol açar.Pankreasın ürettiği insülinin yetersizliği veya etkisizliğinden kaynaklanır. İnsülin olmayınca, besinlerle aldığımız şeker ve diğer besin unsurları, ihtiyaç duyan hücrelere giremez. Böylelikle, hücreler şekersizlik çekerken, kanda şeker normal değerlerin üstüne çıkar. Kanda şekerin çok artması, zehir etkisi yaratır ve vücudun tüm hücrelerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p><strong>Diabet &#8211; Şeker Hastalığı</strong></p>
<p>Diabet, diğer adıyla şeker hastalığı, sık görülür ve ciddî sonuçlara yol açar.Pankreasın ürettiği insülinin yetersizliği veya etkisizliğinden kaynaklanır. İnsülin olmayınca, besinlerle aldığımız şeker ve diğer besin unsurları, ihtiyaç duyan hücrelere giremez. Böylelikle, hücreler şekersizlik çekerken, kanda şeker normal değerlerin üstüne çıkar. Kanda şekerin çok artması, zehir etkisi yaratır ve vücudun tüm hücrelerini tahrip eder.</p>
<p><strong>Şeker ve İnsülin</strong><br />
Vücut, sürekli olarak kanda bir miktar şekere (glukoza) ihtiyaç duyar. İnsülin kan dolaşımındaki glukozu hücrelere taşımakla görevlidir. İnsülin pankreas tarafından üretilen bir hormondur.<br />
Hücrelerdeki glukoz, günlük yaşamımızı devam ettirmeyi sağlayacak enerji kaynağıdır.</p>
<p><strong>Diyabet nedir Nasıl meydana gelir</strong></p>
<p><i>Diyabet</i>, başta karbonhidratlar olmak üzere protein ve yağ metabolizmasını ilgilendiren bir metabolizma hastalığıdır ve kendisini kan şekerinin sürekli yüksek olması ile gösterir. <u>Diyabet</u> hastalarındaki temel metabolik bozukluk, kan yoluyla taşınan glükozun(şekerin) hücrelerin içine girememesidir. Normal koşullarda besinlerden elde edilen veya karaciğerdeki depolardan kana salınan glükoz pankraeas tarafından salgılanan İNSÜLİN hormonunun yardımıyla hücre içine girer ve orada yakılarak enrjiye dönüşür. Hücrelerin üzerinde değişik maddelerin girmesine izin verilen &#8220;kapılar&#8221; vardır. Bu kapılar normalde kilitlidirler ve uygun &#8220;anahtar&#8221; varlığında açılırlar. Diyabet, hücrelerin üzerindeki glükoz &#8220;kapısının&#8221; açılamaması durumudur. Bu örnekten ilerlersek diyabet, anahtar işlevi gören İNSÜLİN hormonu yetersizliğine ve/veya insülinin etkilediği reseptörlerin( hücre kapısındaki kilidin) bozukluğuna bağlı gelişmektedir.</p>
<p align="justify"><strong> ŞEKER HASTALARINA KÜÇÜK ÖNERİLER:</strong><br />
Haftada 1 kez sabah akşam şekerinizi ölçün,kayıt tutun ve bu kayıtları kontrol anında doktorunuza gösterin Kilonuzu kontrol altında tutun,ideal kilonuzu koruyun Günlük düzenli yürüyüşler yapın. Öğün atlamayın,diyetisyeninizin veya doktorunuzun yemeyi önermediği hiçbir şeyi yemeyin,ısrarlara kulak asmayın. İçeriğinde fruktoz,sakkaroz veya şeker olan hiçbir ürünü satın almayın,tüketmeyin. Gerektiğnde değişiklik yapabilmek için besin gruplarını iyi öğrenin. Tatlandırıcılarla yaptığınız yiyeceklerle kendinizi ödüllendirin. Halk arasında diyabete iyi geliyor diye önerilen tatlı yiyeceklerden uzak durun.</p>
<p><strong>  DİYABETLE BARIŞIK YAŞAMAK</strong></p>
<p>Diyabetin bazı erken belirtileri vardır. Kan şekeri yüksek olan kişilerde yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık, sık idrara çıkma. susama, yara ve berelerin uzun zamanda iyileşmesi gibi belirtiler vardır. Eğer ailenizde şeker hastası varsa bu hastalığa yakalanma riskiniz daha fazladır. bu belirtilerle doktorunuza başvurduğunuz taktirde doktorunuz kan şekerinizin de belirlenmesini isteyecektir.</p>
<p>Diyabetliysem ne yapmam gerekiyor? eğer diyabetliyseniz hayatınızın bundan sonraki döneminde kendinizi çok iyi kontrol altında tutmanız gerekecektir. Diyabetle barışık yaşamanın yolu kendinize dikkat etmekten geçer. Kan şekeri düzeylerinizi ortalama aralıklarda tutarak olabildiğince normal yaşam sürdürmeyi hedeflemelisiniz. Bu hedefe ulaşmanın en iyi yolu diyet uygulamak ve egzersiz yapmaktır.</p>
<p align="justify">şeker hastalığı, şeker, diyabet, diyabetik, diabet, diyabet, hastalık, bilgi , hakkında, şekerin tedavisi, şeker , seker, hastaligi, hastalik, diyabet tedavisi, tadavi, tedavisi, şeker yükselmesi , hemoglomin, a1c, homoglomin, şeker diyeti, diyabetik diyet, diyet ve önemi, sağlıklı beslenme, beslenme kuralları, insülin tedavi, inüsülin, insulin.</p>
<p align="justify">1-Doktorunuzun önerdiği ilaç veya insülin tedavisi ve diyete aynen uygulamaya çalışın. İlaçlarınızı doktorunuza sormadan değiştirmeyin veya kesmeyiniz. Seker düşmeleri oluyorsa doz ayarlaması için hemen doktorunuza başvurunuz.</p>
<p>2. Yılda bir defa göz muayenesi olunuz. Göz doktorunuza seker hastası olduğunuzu söylemeyi unutmayınız.</p>
<p>3. İki yılda bir diş doktoruna giderek muayene olunuz. Özellikle diş etlerindeki iltihap seker hastaları için çok önemlidir.</p>
<p>4. Her yıl Eylül ayında grip asisi olunuz.</p>
<p>5. Ayaklarınızı her gün ilik sabunlu suyla yıkayınız ve arkasından kurulayınız.</p>
<p align="justify">6. Cildinizde kuruma olabilir. O nedenle cildinizi nemlendirici kremlerle nemlendiriniz. Ayak parmak aralarına krem sürmeyiniz.</p>
<p>7. Çoraplar pamuktan olmalı ve bacağınızı sıkmamalı, iz bırakmamalıdır.</p>
<p>8. Ayaklarda nasir varsa mutlaka cildiye uzmanına giderek tedavi ettiriniz.</p>
<p>9. Yazın mutlaka çorap giyiniz. Çıplak ayakla dolaşmayınız.</p>
<p>10. Ayakkabınız rahat olmalı, dar veya bol olmamalıdır.</p>
<p>11. Ayak tırnaklarınızı düz olarak kesiniz.</p>
<p>12. Sigara içmeyiniz. seker hastalarında sigara içilmesiyle kalp ve bacak damarlarında çok hızlı tıkanma, kalp krizi ve ayak kangrenine neden olabilir.</p>
<p>13. Her gün aspirin aliniz. Aspirin 80mg (çocuk aspirini) veya 325mg olabilir. Bu dozdan fazla almayınız. Ülser, gastrit, karaciğer hastalığı, kanama riski varsa aspirin almayınız. En iyisi doktorunuzla bu konuyu konusunuz.</p>
<p>14. Tansiyonunuzu takip ediniz. Tansiyonunuz 130/80mmHg’den fazla olmamalıdır. Yüksek ise doktorunuza başvurunuz.</p>
<p>15. Stresten uzak durmaya çalısın. Stres, üzüntü, sıkıntı kan sekerini yükseltir.</p>
<p>16. Vitamin olarak antioksidan vitamin aliniz</p>
<p>17. Seker ölçüm cihazı alarak kendi sekerinizi ölçmeyi öğreniniz ve takip ediniz.</p>
<p>18. Her gün veya haftada en az 3 kez 20-30 dakika yürüyüş yapınız.</p>
<p>19. Üç ayda bir açlık ve tokluk kan sekeri, HbA1c , yılda bir kalp EKG’si ve batin ültrasonu ve TSH ölçümü yaptırınız., iki yilda bir talyum sintigrafisi yaptırınız.</p>
<p>20. Kan yağları (kolesterol, trigliserit, LDL kolesterol), üre ve kreatifin ölçümleri ve karaciğer testlerini kontrol ettiriniz.</p>
<p>21. Doktorunuzun haberi olmadan bitki (her bal) ilaçlar almayınız.</p>
<p>22: HbA1c % 6.5 altında olacak şekilde tedavi olunuz.</p>
<p align="justify">                   <strong>Beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi</strong><br />
Hayatınız boyunca uygulayabileceğiniz, sağlığınız için en ideal beslenme düzenini oluşturarak kan şekerinizi istenen hedeflerde tutmak, şeker yükselmeleri(hiperglisemi) ve ani şeker düşmelerinin (hipoglisemi) olmamasını sağlamak, ideal vücut ağırlığınıza ulaşmanızı sağlayarak bu kiloda kalmanızı sağlamak ve bu sayede yaşam kalitenizi sağlığınızı olumsuz etkilemeden yükseltmek beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi ile gerçekleştirilebilir. Şeker hastaları ve aslında sağlıklı yaşam isteyen herkese genellikle sabah-öğle ve akşam yemeği olmak üzere üç ana öğün ve sabah ile öğlen arasında, ikindi vakti ve gece de üç ara öğün olacak şekilde yemek yemesini öneriyoruz.</p>
<p><strong>Düzenli Egzersiz<br />
</strong><br />
Uygun fizik aktivite sağlık problemi olan veya olmayan herkesin sağlığı için iyidir. Şeker hastalarında egzersiz kan şekerinizi daha iyi kontrol altında tutmanızı sağlar. Aktivite vücuttaki şekerin daha hızlı tüketilmesini sağlar. Fazla kilolarınızdan kurtulmanıza yardımcı olur. Kendinizi daha iyi hissedersiniz.</p>
<p align="justify">        <strong>ŞEKER HASTALIĞININ TEDAVİSİ</strong></p>
<p>Bir yüz yıl önce şeker hastalığına yakalansaydınız, tıp dünyası henüz insülinden haberdar olmadığı için, saydığımız tahribat karşısında pek bir şey yapamayacaktınız. Ama diyabet artık tedavi edilebiliyor. Ağızdan alınan ilaçlar var, insülin var ve nasıl bir yaşam biçimi değişikliğinin hastalığı önleyebileceğini ve iyileştirebileceğini biliyoruz.</p>
<p>Yine de, titiz bir yaklaşımla, tedavinin tüm gereklerinin yerine getirilmesi bile tahribatın sıfırlanmasını sağlayamamaktadır. Ne yazık ki, ağızdan alınan ilaçlar mükemmel değildir. İnsülinle ise, vücudun ihtiyaca göre salgılamasını yeteri mükemmellikle taklit edememekteyiz.</p>
<p align="justify">Diyabetin bazı erken belirtileri vardır. Kan şekeri yüksek olan kişilerde yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık, sık idrara çıkma. susama, yara ve berelerin uzun zamanda iyileşmesi gibi belirtiler vardır. Eğer ailenizde şeker hastası varsa bu hastalığa yakalanma riskiniz daha fazladır. bu belirtilerle doktorunuza başvurduğunuz taktirde doktorunuz kan şekerinizin de<br />
belirlenmesini isteyecektir.</p>
<p>eğer diyabetliyseniz hayatınızın bundan sonraki döneminde kendinizi çok iyi kontrol  altında tutmanız gerekecektir. Diyabetle barışık yaşamanın yolu kendinize dikkat etmekten geçer. Kan şekeri düzeylerinizi ortalama aralıklarda tutarak olabildiğince normal yaşam sürdürmeyi hedeflemelisiniz. Bu hedefe ulaşmanın en iyi yolu diyet uygulamak ve egzersiz yapmaktır.</p>
<p align="justify">Ama, şeker hastalığına yatkın biriyseniz ya da gizli şeker iniz varsa, hastalığın ortaya çıkmasını önleyebilirsiniz. Son zamanlarda bu konuda pek çok çalışma yapıldı ve yapılmaya devam ediyor. Bunlardan birinin özetini sitemizde bulabilirsiniz.</p>
<p align="justify">                             <strong>   Tip 1 Diyabet </strong><br />
Vücudumuzun enerji ihtiyacı yiyeceklerimizdeki temel besin öğeleri karbonhidrat, protein ve yağlardan sağlanır. Emilebilmek için en küçük parçalarına ayrılan bu besin öğelerinin en önemlisi &#8220;glukoz&#8221; adı verilen basit şekerdir. Glukoz başta beyin olmak üzere vücudun tüm organlarının önemli bir enerji kaynağıdır. Hücreler ihtiyacı olan glukozu, midenin arkasında bulunan pankreas bezinin salgıladığı bir hormon yardımıyla kullanır. İnsülin olarak bilinen bu hormon vücutta yapılamaz ise alınan gıdalar enerji olarak kullanılamayacaktır. İnsülin hormonunun mutlak eksikliğine bağlı olarak meydana gelen şeker hastalığına Tip 1 Diabetes Mellitus denir</p>
<p>Her yaşta görülebildiği gibi, sıklıkla çocukluk ve gençlik yaşlarında başlar, bu nedenle juvenil diyabet adı da verilir. Ülkemizde 4 milyonun üzerinde olduğu sanılan şeker hastalarının %10&#8242;u, yani yaklaşık 400.000 kişi bu tip şeker hastasıdır.</p>
<p><strong> Tip 1 Diyabet sebepleri nelerdir</strong><br />
Normal kişilerde vücudu dışarıdan gelen yabancı etkenlere karşı korumakla görevli bir bağışıklık sistemi vardır. Bu sistemin herhangi bir nedenle (virüs, ilaç, aşılanma, fizik veya pişik stres v.b) normalden sapması sonucu kendi hücrelerini yabancı olarak algılaması, onlara saldırması ve tahrip etmesiyle meydana gelen hastalıklara &#8220;otoimmun hastalıklar&#8221; denir. Tip 1 diyabet denilen şeker hastalığı da, bu otoimmun hastalıklar grubuna dahildir. Bilinmeyen bir sebeple harekete geçen bağışıklık sistemi, insülin yapımını üstlenen pankreas beta hücrelerini tahrip etmektedir. Bu tahribat %80&#8242;in üzerine ulaştığında hastalık belirtileri ortaya çıkmaya başlar.</p>
<p>Tip 1 diyabet gelişimi açısından kimler daha yüksek risk taşır?<br />
Yakın akrabalarında (anne, baba, kardeş, çocuk) Tip 1 diyabetli bulunan kişilerde, ailesinde 4&#8242;den fazla sayıda Tip 2 diyabetli olanlarda, gebelik sırasında diyabet ortaya çıkan kişilerde hayatlarının ileri dönemlerinde Tip 1 diyabet gelişme riski daha yüksektir.</p>
<p align="justify">     <strong>  Tip 1 diyabetin belirtileri nelerdir </strong><br />
Keton cisimciklerin üretilmesi sonucunda,<br />
- Bulantı, kusma<br />
- Yorgunluk<br />
- Karın ağrısı<br />
- Derin solunum, aseton kokusu<br />
- Baygınlık hissi, dalgınlık<br />
- Kilo kaybı<br />
Şekerin yüksek olması sonucunda,</p>
<p>- İdrara çıkmada artış (özellikle geceleri)<br />
- Sıvı kaybı<br />
- Susama, ağız kuruması</p>
<p>- Çok idrar yapmak. Vücutta insülin yapılamadığı zaman, insülinin, normalde sorumlu olduğu işlevler yapılmaz, yani glukoz hücreler tarafından enerji olarak kullanılamaz ve kanda birikir, belli bir düzeyden sonra da böbrekten atılmaya başlar. Şeker beraberinde suyu da sürükleyeceğimden kişi çok idrara çıkmaya başlar.<br />
- Çok su içmek. İdrarla aşırı su kaybedince aşırı su içilir.<br />
- Zayıflamak. Öte yandan alınan gıdalardan yararlanamayan vücut hücreleri enerji kaynağı olarak depolardaki yağları yakıt olarak kullanmaya başlar ve kişi zayıflar.</p>
<p>Bu belirtilerin ortaya çıkması için gereken süre, pankreas bezi beta hücrelerindeki yıkımın hızı ve süresine bağlıdır. Tahribat haftalar, aylar hatta yıllar boyunca sürebilir. Yıkımın hızlı ve kısa sürede tamamlandığı durumlarda vücut enerji ihtiyacı için kendi proteinlerini ve yağlarını kullanmak zorunda kalır. Özellikle yağların aşırı yıkımıyla oluşan, son ürünlere keton cisimleri adı verilir; vücut için zararlı atıklardır, birikerek ketoasidoz denilen acil bir tabloyu meydana getirirler. Ketoasidozun belirtileri karın ağrısı, hızlı solunum, aşırı halsizlik ve yorgunluktur ve bu tablo derhal hastaneye başvurmayı gerektirir.</p>
<p><strong> Tip 1 diyabette tedavi nasıl olmalıdır  (İnsülin olmazsa olmaz mı?) </strong><br />
Tedavinin diğer temel taşları ise düzenli , dengeli beslenme ; egzersiz ve eğitimdir. İdeal şeker düzeyi sağlamak için gün boyu belirgin özen ve günlük bakım gerekir. Kişinin kendini iyi hissetmesi ve sağlıklı yaşam sürdürmesi için gereken bakım hayat biçimi haline getirilmelidir.</p>
<p>Tedavide başarı sağlamak için yardımcılarınız kimlerdir?<br />
Vücutta damarın olduğu her organı etkileyen ve ömür boyu süren bir hastalık olduğu için Tip 1 diyabetiklerde iyi bir bakım sağlanmasının ön şartı bir ekip gerekliliğidir. Günlük özen ve bakımı öğretmek için pekçok kişi hastanın yardımcısıdır.</p>
<p>- Yardımcıların başında diyabette uzmanlaşmış doktor gelir. Doktor hastaya özel tedavi programları yapar</p>
<p>- Diyetisyen tedavinin temel taşı olan diyetin düzenlenmesinde gereklidir.<br />
- Diyabet eğitimcisi hastalara şeker hastalığı konusunda eğitim veren kişidir.<br />
- Hemşire, diyetisyen ya da pratisyen hekim diyabet eğitimcisi</p>
<p>Pekçok ülkede bu eğitimi veren sertifikalı programlar uygulanmaktadır.<br />
Bu kişiler özel durumlarda, hastalık hallerinde ya da kan şekeri düştüğünde neler yapılması gerektiği konusunda da eğitim veren bazı gönüllü kuruluşlar, dernek ve vakıflar da diyabetiklere yol gösteren diğer yardımcılardır.</p>
<p>Günlük insülin tedavisi nasıl yapılmalıdır?<br />
İnsülin protein yapısında bir hormon olduğundan midede sindirilir. Bu nedenle ağız yoluyla hap şeklinde kullanılamaz; sadece enjeksiyon tarzında kullanılabilir. Günümüzde insan insülinine benzer yapıda, saflaştırılmış preparatlar kullanılmaktadır. Günlük insülin ihtiyacı hastanın boy, ağırlık, yaş, gıda tüketimi ve aktivite düzeyine göre değişir. Ayrıca araya giren başka bir hastalık, stres ya da kullanılan diğer ilaçlar insülin dozunu etkileyebilir.<br />
İnsülinin saklanma koşulları +4°/+8°C&#8217;dır. Bu özellik aktivitesi fazla, yaşantısı yoğun hastalarda kullanım zorluğu yaratmaktadır. Bu nedenle, yapılan araştırmalar ve teknolojik gelişmelerle insülinin klasik enjektörlerin yanısıra kalem enjektörler ile de kullanılması sağlanmıştır.</p>
<p><strong>Tip 1 diyabette acil sorunlar nelerdir</strong><br />
Tip 1 diyabetli kişi düzenli beslenme , egzersiz ve uygun insülin tedavisinde sorunsuz bir yaşam sürdürür. Ancak insülini uygun teknikle, yeterli dozda ve zamanında kullanmayan, diyet düzenine uymayan ya da egzersiz yapmayı aksatan hastalarda kan şekeri yükselebilir (hiperglisemi).<br />
Bunun aksine insülini aşırı dozda kullanan ya da önerilen gıdaları zamanında ve yeterince yemeyen, alkol kullanan veya aşırı egzersiz yapan hastalarda kan şekeri aniden hızla düşebilir (hipoglisemi)</p>
<p><strong> Kan şekeri düştüğünde neler yapılmalıdır</strong><br />
Kan şekeri düşmesi de yükselmesi gibi acil müdahale gerektiren önemli bir durumdur. Bu nedenle diyabetli kişi bir kolye, bilezik ya da saat kayışında diyabet kimliği taşımalıdır. Diyabetlinin bir öğün ya da ara öğün geciktirmesi ya da her zamankinden fazla hareket yaparak fazla enerji harcaması sonucunda oluşan hipoglisemi durumunda hastada terleme, titreme, renk solukluğu, sinirlilik, huzursuzluk farkedilir. Gerekli önlemler alınmazsa uyum güçlüğü, sonra da şuur kaybı oluşabilir.<br />
Hipoglisemide yapılması gerekenler diyabetikte izlenen belirtilere göre değişir.<br />
Belirtilerin hafif olduğu durumlarda 2-3 adet kesme şeker bir bardak ılık suda eritilip içirilir ya da 1 bardak şekerli meyva suyu verilebilir. İyilişme belirtileri görülmezse 2 çay kaşığı dolusu şeker veya 5-6 adet kesme şeker az miktarda suda eritilip küçük yudumlar halinde içirilmelidir.<br />
Şuur kaybının olduğu hipoglisemide ise ağızdan şeker veya şekerli su verilemez. Bu durumda kas içine glukagon injeksiyonu gereklidir ve bu iğnenin uygulanması hayati önem taşır.</p>
<p><strong>Kan şekeri yükseldiğinde neler yapılmalıdır</strong><br />
Sık idrara çıkma, ağız kuruluğu, çok su içme, ciltte kuruma ve yaralarda geç iyileşme, halsizlik, yorgunluk ve zayıflama belirtileri olan diyabetlide kan şekeri yüksek demektir. Bu durumda kullanılan insülinin :<br />
- son kullanım tarihinin,<br />
- dozunun,<br />
- uygulama tekniğinin doğru olup olmadığı araştırılmalıdır.<br />
Bol su içildiği, önerilen insülin rejimine ve beslenme planına uyum tam olduğu halde hiperglisemi sürüyorsa hasta derhal doktoru ile iletişim kurmalıdır.</p>
<p><strong>Tip 1 diyabet tedavisinde yenilikler var mı</strong><br />
Günümüzde Tip 1 diyabetin kesin tedavisi için yapılan çalışmalarda insülin yerine adacık dokusu ya da pankreas nakli gündeme gelmiştir. Ancak bu nakillerde en önemli sorun doku reddidir. Ve doku reddini önlemek için immunsüpresif adı verilen, önemli yan etkileri olan, pahalı ilaçlar kullanılmaktadır. Bu nedenle adacık nakli tedavisine kesin çözüm olarak bakan araştırıcılar daha az zararlı immunsüpressif ilaç arayışı içindedirler.</p>
<p align="justify">                             <strong>Tip 2 diyabet </strong></p>
<p>Erişkinlerde görülen diyabettir. Pankreas insülin üretir fakat vücut bunu gerektiği gibi kullanamaz. Daha çok 40 yaş üzeri kişilerde ortaya çıkar. Belirtileri :<br />
Poliori (sık idarara çıkma)<br />
Polidipsi (çok su içme)<br />
Polifasi (çok yemek yeme)<br />
Kilo kaybı<br />
Plazma kan glukoz düzeyinin yükselmesi (açkarnına 126 mg&#8217;dan büyük ya da eşit olması)</p>
<p>Bunların dışındaki diğer belirtiler:<br />
Yorgunluk<br />
Vücuttaki yaraların geç iyileşmesi<br />
Kuru ve kaşıntılı cilt<br />
Sık geçirilen enfeksiyonlar<br />
Bulanık görme<br />
Cinsel sorunlar<br />
Ellerde ve ayaklarda uyuşma<br />
Karıncalanma<br />
Ağız kuruluğu</p>
<p>Tip 2 diyabetin nedeni tip 1 diyabette olduğu gibi tam bilinmemektedir. Fakat bazı risk gruplarında görülme olasılığı daha yüksektir. Bunlar :<br />
Yaşı 40 ve üzeri olanlar<br />
Şişmanlar<br />
Ailede başka diyabet hastalığı bulunanlar<br />
Gebelik sırasında diyabet gelişen 4,5 kg. Daha ağır bebek doğuranlar<br />
Bir hastalığın veya yaralanmanın stresini yaşayanlar<br />
Stresli bir hayatı olanlar<br />
Beslenme alışkanlığı bozuk olanlar</p>
<p>Bu risk faktörlerinden en az iki tanesi varsa mutlaka diyabet taraması yapılmalıdır. Tip 2 diyabetin tedavisi diyet, egzersiz, eğitim ve gerekiyorsa oral olarak antidiyabetik ilaçlar veya insülin ile yapılmaktadır. Bu hastalığın tedavisi ömür boyu devam etmektedir. Bu sebeple tedavi endokrinoloji, diyabet ve metabolizma uzmanı ve diyetisyen ve diyabet hemşiresi tarafından planlanması hastalık komplikasyonlarının önlenmesi açısından çok önemlidir.</p>
<p align="justify">      <strong>Tip 2 diyabet riski kimlerde daha fazladır</strong><br />
<strong> (Aşırı şeker yemek hastalığa yol açar mı?) </strong><br />
Hazırlayıcı etkenler, genetik zemin ve metabolik bozukluk olmadan aşırı şeker alımı ile şeker hastalığı arasında bir ilişki yoktur. Sağlıklı insanların fazla miktarda şeker alması, şeker hastalığını ortaya çıkarıcı faktör değildir.<br />
Ailesinde diyabetli olanlar şişman kişiler, 4 kg&#8217;dan daha ağır bebek doğuran kadınlar, stres altında yaşayan kişilerde diyabetin görülme riski daha fazladır. Ayrıca pankreasın kronik iltihabı, pankreas tümörleri ve ameliyatları ile hipertiroidi, akromegali gibi bazı hormon hastalıkları Tip 2 diyabete yol açabilir.</p>
<p><strong> Tip 2 diyabetin belirtileri nelerdir?</strong><br />
İlk göstergelerden birisi aşırı miktarda idrar çıkma gereksinimi ve bunun yanısıra görülen susuzluktur. Diyabetli iştahlıdır, ama buna rağmen kilo kaybı ve güçsüzlük görülebilir. Yaşlılar hastalığa yakalandığında sık sık halsizlikten, hiç nedeni yokken yorgunluktan ve çok kolay becerebildikleri bazı işleri yapamadıklarından yakınırlar. Kaslarda zaman zaman ağrılar ve sızılar baş gösterir. Kimi durumlarda görme bozuklukları ortaya çıkar, deri kurur ve çöker, cilt yaralarının geç iyileşmesi, kuru ve kaşıntılı bir cilt, sık sık infeksiyon gelişmesi, ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma Tip 2 diyabetin sık giden belirtilerindendir. Bu belirtiler zaman içinde yavaş yavaş ortaya çıkar.<br />
Aşırı soluma, soluğun aseton kokması, dil kuruluğu da komanın ön belirtisi olarak ciddi belirtilerdir. Derhal hastaneye başvurmayı gerektirir.</p>
<p><strong>Tip 2 diyabet tedavisinin esasları nelerdir? </strong><br />
Birinci basamak tedavi planında:<br />
- Diyet yani beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi,<br />
- Yaşam tarzının değiştirilmesi,<br />
- Egzersiz programlarının uygulamaya konması yer almaktadır.</p>
<p>Eğer, bu tedavi planı ile kan şekeri normal sınırlar içinde tutulamazsa ağızdan hap olarak alınan şeker düşürücü ilaçlar tedaviye eklenir. Ancak bazı hastalarda kan şekeri düzeyini normal sınırlar içinde tutabilmek için insüline ihtiyaç duyulabilir. Bu durumlarda uygun dozda insülin enjeksiyonları ile tedavi desteklenir.</p>
<p><strong>   Diyette nelere dikkat edilmelidir?</strong><br />
Diyabette, beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesinin amacı diyabetli bireyin hayatı boyunca uygulayabileceği en ideal beslenme programını oluşturarak kan şekerini normal sınırlar içinde tutmak, hiperglisemi (kan şekeri yüksekliği) ve hipoglisemiyi (kan şekeri düşüklüğü) önlemek, ideal vücut ağırlığını sağlamak ve korumaktır. Bunun için yeterli miktarda ve uygun zamanda yemek yenilmesi, besin çeşitliğinin sağlanması, diyetteki posa içeriğinin arttırılması, basit şekerlerin (toz ve kesmeşeker, bal, tatlı, meyve suyu v.s.) tüketilmemesi önerilir.</p>
<p><strong> Egzersizde dikkat edilecek hususlar nelerdir?</strong><br />
- Kişiye uygun aktivite tipi ve programı uygulanmalıdır.<br />
- Egzersize başlarken süre kısa tutulmalı (günde 5-10 dakikayla başlanmalı) ve giderek arttırılmalıdır.<br />
- Egzersiz her gün düzeni olarak yapılmalı, egzersiz sırasında pamuklu çoraplar tercih edilmelidir.<br />
- Egzersiz esnasında aktif olarak çalışacak kasların olduğu bölgelere insülin yapılmamalı, aç karnına egzersize başlanmamalıdır.<br />
- Egzersiz sırasında meydana gelebilecek kan şekeri düşmelerine karşı dikkatli olunmalı ve kan şekeri ölçülmelidir.<br />
- Egzersiz sırasında oluşabilecek hipoglisemi riskine karşın mutlaka basit şeker içeren besinler; (Kesmeşeker, şeker tableti veya meyve suyu v.s) bulundurmaya dikkat edilmelidir.</p>
<p><strong>Şeker düşürücü (oral hipoglisemik) haplar nelerdir?</strong><br />
Ülkemizdeki mevcut ilaçlar etki mekanizmalarına göre 3 grupta incelenebilir:<br />
- Sulfonilüreler: pankreastan insülin salınımı arttırır ve vücudu insüline daha duyarlı hale getirirler. Betanorm, Diamicron, Diabinese, Glutril, Gliben, Glucotrol XL, Minidiab, Amaryl bu grup ilaçlardandır.<br />
- Biguanidler; insülin mevcudiyetinde hücrelere glukoz (şeker) girişini arttırarak kan şekerini düşürürler, ayrıca baırsaktan şeker emilimini azaltırlar. Bu grup ilaçlar arasında Glucophage, Glukophage Retard, Glukofen, Glukofen Retard, Glukoformin, Glukoformin Retard sayılabilir.<br />
- Alfa- Glukosidaz inhibitörleri; Ülkemizde Glucobay adıyla bilinen bu grup ilaçlar, baırsakta karbonhidratların parçalanmasını yavaşlatarak yemek sonrası olan kan şekeri yükselmelerini azaltırlar.</p>
<p><strong>Tip 2 diyabette hangi durumlarda insülin tedavisi gerekmektedir?</strong><br />
Beslenme planı, egzersiz ve şeker düşürücü ilaçlara rağmen kan şekeri yüksek seyreden hastalarda, ameliyat olacak hastalarda, ameliyat döneminde, hamilelikte, ağır bir infeksiyon geçirirken, ayak yarası olanlarda, diyabete bağlı komplikasyonların gelişmeye başladığı hastalarda mutlaka geciktirilmeden insülin tedavisi uygulanmalıdır.</p>
<p><strong>  Evde kan şekeri takibi nasıl yapılmalıdır?</strong><br />
İster ağızdan şeker düşürücü hap, ister insülin kullanıyor olun, haftanın belirli günlerinde kan şekerinizi ölçmeniz doktorunuza kan şekeri düzeninizin iyi gidip gitmediği hakkında fikir verir. Bu nedenle insülin kullanan Tip 2 diyabetlilerin kahvaltı, öğlen ve akşam yemeği ile gece öğünden önce olmak üzere günde dört kez şeker ölçüm cihazı ( glukometre) ile kan şekeri ölçümü yapması gerekir. Bu ölçümün haftada kaç kez yapılacağı doktorunuz tarafından belirlenir. İnsülin kullanmayan Tip 2 diyabetlilerin ise genelde haftada iki gün günde iki kez kan şekerini ölçmesi yeterlidir. Hastalığınıza ve yaşam şartlarınıza en uygun kan şekeri ölçüm programının hazırlanmasında doktorunuzdan veya diyabet eğitimcinizden yardım alabilirsiniz.</p>
<p align="justify"><strong>Tip 2 diyabet</strong>, insülin salgılamada bir yetersizlik ve hücrelerin bu hormona karşı duyarlılığının azalması sonucunda gelişiyor. İnsülin, normal işlevini yerine getiremiyor ve beta hücreleri daha çok insülin üretemiyor. Dolayısıyla, şeker hücreye gerektiğince giremiyor ve aşırı miktarlar halinde kan dolaşımında kalıyor. Tip 2 diyabetlilerin çoğunda, süreç içinde, giderek pankreastaki beta hücreleri de yıkılıyor. Ve durumun, kişiyi insülin bağımlılığına yönelttiği görülüyor.</p>
<p align="justify">Lille&#8217;deki Pasteur Enstitüsü&#8217;nde Multifaktoriyel Genetik Hastalıklar Servisi şefi Prof. Philippe Fougel&#8217;e göre, dünyada tip 2 diyabetin görülme sıklığındaki artış, doğrudan batı, yani Kuzey Amerika tarzı yaşama bağlı. Bu öyle bir yaşam tarzı ki, kişiyi, dosdoğru obeziteye (aşırı şişmanlık) sevk ediyor. Tip 2 diyabetlilerin yüzde 80&#8242;inin obez olduğu göz önüne alınırsa, Froguel&#8217;in ne kadar haklı bir saptama yaptığı kendiliğinden ortaya çıkıyor. 1992&#8242;de Tokyo&#8217;da yürütülen bir araştırmada, yeni diyabet vakalarının, başkentteki hamburger satışlarının yüksekliğine paralel olarak arttığı belirlendi.</p>
<p>Fransa, diyabete ağır bedeller ödeyen ülkelerden sadece biri. 2.000.000 diyabetli yurttaşının 1.800.000&#8242;i tip 2&#8230; Bu sayının 2025 yılında 2.400.000&#8242;e varacağı öngörülüyor. İşin en kaygı verici yanı ise, tip 2 diyabete çocukluk çağında yakalananların sayısındaki artış. Oysa geçmişte, sadece 40&#8242;lı yaşlara gelmiş yetişkinler arasında rastlanıyordu.</p>
<p align="justify">                <strong>                İnsülin Tedavisi</strong><br />
Günümüzde diyabetik hastalar için hedefimiz kan şekeri değerlerini normal değerlere getirebilmektir. İnsülin tedavisinin amacı vücutta eksik olan insülini yerine koyarak kan şekeri kontrolünü sağlamaktır. İnsülin bağımlılık yapmaz. Vücudumuzda insülin eksikliği olduğu müddetçe insülin kullanmamız gereklidir. Genellikle vücudumuzda insülin ihtiyacı başladığında pankreasın insülin üreten dokusunun (* hücreleri) en az %80&#8242;i harap olmuştur ve harap olan pankreasın insülin üreten dokusu (beta hücreleri) ne yazık ki kendini yenileyemez. Bu nedenle vücudumuzda yeterince üretilemeyen bu hormonu insülin enjeksiyonları ile dışarıdan sürekli yerine koymamız gerekir.</p>
<p align="justify">Yeni tanıda: Tip 1 diyabetiklere, hastanın uyumu da göz önüne alınarak günde 2-4 kez olmak üzere insülin enjeksiyonu önerilir. Tip 2 diyabetik hastalarda kan şekeri kontrolüne ve diğer sağlık problemlerine göre günde 1 ile 4 defa insülin kullanımı gerekebilir. Hastalar kendi enjeksiyonlarını kendileri yapar ve evde kan şekerlerini glukometre ile takip ederek insülin dozlarını ayarlarlaşabilirler.</p>
<p>Türkiye&#8217;de çeşitli insülin türleri mevcuttur. (Şişeler) Flakonlar Mart 2000 tarihine kadar 40 IU/ml insülin içermekteydi ve buna uygun kırmızı kapaklı U-40 yazılı insülin enjektörleri ile birlikte kullanılmaktaydı. Ancak Mart 2000&#8242;den sonra flakonların yoğunluğu 100 (ünite)IU/ml&#8217;e yükseltildi ve bu şişelerin kapakları turuncu renk olarak satışa sunuldu. Turuncu kapaklı bu şişelerin içindeki insülin daha yoğun ve mutlaka turuncu kapaklı bu şişeler için hazırlanmış yine kapakları turuncu olan U-100 insülin enjektörleri ile yapılması gerekir. (Şekil bununla ilgili tanıtıcı broşür) Turuncu kapaklı 100 IU/ml insülin içeren şişelerdeki insülini turuncu kapaklı enjektörlerinizle yaparken doz değişikliği yapmanıza gerek yoktur. Daha önce 18 ünite (IU) yapıyorsanız, yine turuncu kapaklı enjektörle 18 üniteyi turuncu kapağını açtığınız 100 (ünite)IU/ml&#8217;lik şişeden çekeceksiniz. Turuncu kapaklı 100 IU/ml insülin içeren şişelerdeki insülini eski kırmızı kapaklı enjektörlerinizle yaparsanız ikibuçuk kat daha fazla insülin yapmış olursunuz. Bu da kan şekerinizin normal değerlerin altına düşmesine yol açabilir.</p>
<p align="justify"><strong>              insülin kullanımı </strong>,   inüsilün insilin</p>
<p>İnsülin 75 yıldır diyabet tedavisinde kullanılmaktadır. İnsülin tedavi yöntemlerinde eşitli gelişmeler yanmıştır. İnsülinin kimyası, farmakolojisi ve etki mekanizmaları aydınlatılmış, ileri derecede saf insan insülin preparatları kullanıma sunulmuştur. Monomerik insülin analogları yakın zamanda geliştirilmiş ve klinik araştırma amaçlı kullanıma sunulmuştur. Nazal yoldan absorbe edilen insülinler üzerinde çalışmalar sürmektedir. Diabet tedavisinde kendi kendine kan şekeri izlemi rutin uygulama haline gelmiş, glikoz ile hemoglabin ölçümleri yaygın kullanılır hale gelmiştir. Diabetik hasta izleniminde kan şekeri kontrolünün ne kadar iyi yapılırsa kronik mikrovasküler komplakasyonların o kadar yavaş geliştiği günümüzde kesin olarak gösterilmiştir. Bu amaçla insülin tedavisinde yoğun insülin rejimleri daha yaygın taraflar bulmaktadır. Bu amaçla multiple enjeksiyonlara uygun dispolin pompaları geliştirilmiştir. İmplate edilebilen insülin sistemleri üzerine çalışmalar sürmektedir.</p>
<p>Tip 2 diabetik hastaların hepsi ve Tip 2 hastaların üçte biri insülin tedavisi altındadır. İnsülin tedavisi almayan hastaların bir kısmının diabet kontrolünün subobtimal seviyelerde olduğu ve insülin tedavisine geçilmesi gerektiği bilinmektedir. Genellikle insülin tedavisi hasta tarafından hatta hekim tarafından tedavinin son döneminde başvurulacak bir tedavi yöntemi olarak görülmekte ve geç safhalarda başlanmaktadır. Fizlolojik olarak insülin sekresyonu kan glukoz seviyesine bağlı olarak portal dolaşıma olmaktadır. Diabetes mellitusta bu fizyolojik kontrol bozulduğunda subkütan yolla periferden insülin vererek aynı etkiyi sağlamak oldukça güçtür. Fizyolojik yerine koyma tedavisi o an için ulaşılamaz olda da olanaklar ile bu hedefe ulaşabilmek için daha fazla dikkat ve özen gösterilmelidir. Kan glukoz seviyesi aktivite diyet ve daha pek çok faktör ile değişebildiğine göre insülin dozajını ayarlayabilmek için kan şekeri ölçümleri günlük glisemi değişimlerine uyacak şekilde ve sürekli yapılmalıdır.</p>
<p align="justify">  <strong>İnsülin hangi kaynaklardan elde edilmektedir</strong></p>
<p>Sığır (Beef İnsülin) Sığırların pankreaslarından ekstraksiyon yöntemi ile elde edilir. 3 amino asidi insan insülin inden faklıdır.</p>
<p>Domuz (Pork İnsülin) Domuzların pankreaslarından ekstraksiyon yöntemi ile sağlanır. İnsan ünsülininden bir amino asidi farklıdır.</p>
<p>Bakteriler/Malar(Biosentetik) Bakteri ve maya (mantar)&#8217;ların DNA yapıları değiştirilerek (rekombinasyon) insan insülini üretilir. (Rekombinant DNA teknolojisi).</p>
<p><strong> Değişik kaynaklardan elde edilen insülinler arasında ne fark vardır</strong></p>
<p>Hayvanlardan elde edilen domuz ve diğer insülinler farklı amino asit içerdikleri için vücutta insüline karşı antikor oluştururlar. İnsan insülini (Rekombinant DNA tekniği ile elde edilen insülinler) hayvan insülinine göre daha az antikor oluştutur ve etki düzeyi daha yüksektir. Hayvan insülinlerinde lipoatrofi ve lipohipertrofi görülme sıklığı insan insülinlerinden daha fazladır.</p>
<p><strong>  İnsülinler etkilerine göre nasıl sınıflandırılırlar</strong></p>
<p>Kısa Etkili (Regüler) İnsülinler : Berrak görünümlüdür. Bütün insulinler kristal yapıda oldukları halde kısa etkili (regüler) insulinler yanlış olarak kristalize insülin olarak isimlendirilmişlerdir. Gerektiğinde cilt altı (subkutan), kas içi (intramusluler), damar içi (intravenöz) uygulanabilen tek insülin grubudur. ( Orta ve uzun etkili insülinler sadece cilt altı uygulanabilirler.)</p>
<p>Orta Etkili (NPH/Lanset) İnsulinler : Bulanık görünümlü insulinlerdir. Suda erimezler sadece cilt altı olarak kullanılırlar. İnsülinin içine eklenen maddelerle kana geçmeleri yavaşlatılmıştır. NPH (Nötral Protamin Hagedorn) izo elektrik noktada (pH=5,4) pH&#8217;sı olduğu için nötral ismi verilmiştir. İnsulin protamin molekülüne bağlanmış olarak bulunur. Hagedorn, bu tip insulini bulan bilim adamının adıdır. Etkisi cilt altı enjeksiyondan 60-90 dakika sonra başlar, maksimuma ulaşması 6-8 saattir. toplam etki süresi 13-20 saattir.</p>
<p>NPH insülin yapıldıktan sonra hastalar 45-60 dakika sonra yemeklerini yemeğe başlamalıdırlar. Daha geç yemek yenmesi hipoglisemiye, daha erken yenmesi yemek sonrası ve yemekten 3 saat kadar sonra hipoglisemiye neden olabilir.</p>
<p>Lente İnsülinler : İnsülin çinko molekülüne bağlanmıştır. Türkiye ilaç piyasasında bulunmamaktadır.</p>
<p>Uzun Etkili (Ultralente) İnsülinler : Türkiye İlaç Piyasasında bulunmamaktadır. Etkileri geç başlar, 2-4 saat, maksimum etki düzeyine 8-10 saatte ulaşır ve etkisi 36 saat kadar sürebilir.</p>
<p><strong> Karışım İnsulin Ne Demektir</strong></p>
<p>İnsülinler Nasıl Karıştırılır : Bazı hastalarda regüler veya NPH insulinler tek başlarına kullanılarak kan şekerleri kontrol altına alınamamaktadır. Belli miktarda regüler insulin ile NPH insülin karıştırılarak uygulama yapılmaktadır. İnsülin üreten firmalar hastaların bu tür karışım kullanımlarını kolaylaştırmak için belli oranlarda regüler insülin ile NPH insülini (10/90,20/80,30/70,40/60,50/50) aynı flakonda karışım olarak kullanıma hazır şekilde üretmektedir.</p>
<p>İnsülinler karıştırılırken enjektöre önce kısa etkili insülin daha sonra orta veya uzun etkili insülin çekilmelidir. Böylece kısa etkili insülin şişesinin orta etkili insülin ile kontamine olması ve kısa etkili özelliğini kaybetmesi önlenmiş olur. Kısa etkili insülin ile orta etkili insülin gerek enjektörde gerekse aynı şişede karıştırılabilir. Bununla birlikte Lente insülinin enjeksiyondan hemen önce, kısa etkili insülin ile karıştırılması gereklidir. Kısa etkili insülin hiç bir zaman Lente insülin ile aynı şişede saklanamaz. Aksi taktirde kısa etkili insülin orta etkili hale dönüşür.NPH ve Lente İnsülin aynı enjektörde veya şişede karıştırılmamalıdır.</p>
<p><strong>İnsülin Enjeksiyonu Hangi Yolla Yapılır</strong></p>
<p>Acil durumlarda insülin enjeksiyonu cilt altı (subkutan) yolla yapılır. Kısa etkili insulinler damar yoluyla, kas içi ve cilt altı yolla verilir. Bunların dışında günümüzde ağızdan (oral), burun yoluyla (nazal), solunum yoluyla (inhalasyonla) ve transdermal yolla insulin uygulamıs için çalışmalar yapılmaktadır.</p>
<p><strong> İnsülin Enjeksiyonu Nasıl Yapılır</strong></p>
<p>Enjeksiyonlar derin subkutan dokuya yapılmalıdır. Bunun için deri altı dokusu genişçe kavlanır ve iğne 45 derece açı ile batırılır. Deri altı dokusu iğne uzunluğundan kalınsa enjeksiyon 90 derece açı ile yapılabilir. İnsülin çok hızlı emileceği ve ağrılı olacağı için kas içine enjeksiyondan sakınılmalıdır. Standart insülin enjektörleri 12,7 mm&#8217;lik iğneye sahiptir. Günümüzde kısa (8mm) iğneler de mevcuttur. Kısa iğneler ile enjeksiyon yapılıyorsa edolesan çocuklarda her bölgeye 90 derece açı ile enjeksiyon yapılabilir. Bununla birlikte daha küçük çocuklara ve zayıf kişilere 45 dere açı ile enjeksiyon yapılmalıdır. İnsülin kalemleri 8mm&#8217;lik iğneler içermektedir.</p>
<p><strong> İnsülin Preparatları Nasıl Saklanmalıdır</strong></p>
<p>İnsülin aşırı sıcak yoksa oda ısısında bir kaç hafta stabil kalabilir. Kullanılmayan insülinler buzdolabında (2-8 derecede) saklanmalı fakat asla dondurulmamalıdır. İnsülin, şişe açıldıktan sonra veya yüksek ısıya maruz kalınca etkisini kaybedebilir. İnsülin şişeleri açıldıktan sonra buzdolabında üç ay oda ısısında bir ay saklanabilir. Kalem İnsülinler (Penfill) kalemin içinde olarak buzdolabında üç ay, oda ısısında üç hafta saklanabilir. Bütün bunların yanında şişe üzerinde yazan son kullanma tarihine dikkat edilmelidir. İnsülin direkt güneş ışığında bırakılmamalı, flakon çok sert ve hızlı sallanmamalıdır. Yolculukta, küçük bir el çantası içerisinde kendi muhafaza kutusunda taşınabilir. Park edilmiş araba içerisinde bırakılmamalıdır. ( Bu durumda arabanın iç ısısı 30 derecenin çok üzerine çıkabilmektedir). İnsülin asla bagaja verilmemelidir.</p>
<p align="justify">              <strong>Diyabet ve Obezite şişmanlık</strong></p>
<p>Obezite yani şişmanlık, vücuttaki yağ dokusunun fazlalığı ve kilo artışıdır. Obeziteyi belirleyen, genetik, çevresel etkenler, sosyoekonomik durum, metabolik hastalıklar, ilaçlar gibi birçok faktör vardır. Genelde hastaların eğilimi, daha çok bu faktörleri sorumlu tutmak yönünde olsa da; obezitenin en önemli nedeni, gereğinden fazla gıda alımıdır.</p>
<p>Günümüzde çalışma hayatının yoğun temposu, mutfağa ayrılan zamanın azalması, çabuk ve kolay hazırlanıp tüketilen yiyecekleri daha fazla hayatımıza katmıştır. Bu besinler de, sebze ve meyveden uzak, fazla miktarda şekerli, yağlı ve yüksek kalorili yiyecekler olup, özellikle çocukların ve gençlerin damak tadına daha hoş gelmektedir. Egzersizden uzak yaşantıyı benimseyip, en kısa mesafeler için bile araba kullanmak, özellikle bilgisayar ve televizyon karşısında geçirilen zamanlar da buna eklenince obezite kaçınılmaz olmaktadır.</p>
<p>Obezite yalnız estetik bir sorun olmayıp bir çok hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştırır; Tip 2 Diyabet, hipertansiyon, arteriosklerotik kalp hastalıkları, menstrial siklus bozuklukları, gebelik komplikasyonlarında artış, safra kesesi taşları, yağlı karaciğer, uyku apnesi, osteoartrit, depresyon bunlardan birkaçıdır.</p>
<p align="justify">Obezitenin belirlenmesinde önemli ölçüm, beden yağ oranıdır. Bu oran kadında, % 20-25; erkekte, % 15-18&#8242;dir. Ancak, bu ölçüm hassas olsa da uygulanması güç bir yöntemdir. Bu nedenle, daha kolay uygulanan Beden Kitle İndeksi ( BKİ ) kullanılır. BKİ, ağırlığın boyun karesine bölünmesi ile elde edilir. İdeal olan, 20-25 kg/m2 dir. 25-30 kg/m2, fazla kilolu; 30 kg/m2 üzeri, obez; 40 kg/m2 üzeri, morbid obez olarak tanımlanır.</p>
<p>Obezitede beden yağı artar demiştik. Bu yağın hangi bölgelerde dağılmış olduğu da önemlidir. Karın ve bel çevresinde artan yağ dokusu, diyabet riskini daha fazla arttırır. Tip 2 Diyabet ile obezite arasında çok yakın ilişki olup, Tip 2 Diyabet olan bireylerin % 80&#8242;i şişmandır. Obezite, insülin direncine neden olmakta, bu da diyabet oluşumunu kolaylaştırmaktadır. Obezite aynı zamanda diyabet tedavisi ve kan şekeri kontrolünü de zorlaştırmaktadır. Kilo verme ve egzersiz ile kan şekeri kontrolü çok daha kolay olmakta, oral antidiyabetik ilaç dozları da obez hastalara göre belirgin olarak azalmaktadır.</p>
<p>Diyabet ve obezite arasındaki bu yakın ilişki düşünüldüğünde, erken alınacak önlemler ile sonuçların yüz güldürücü olacağı açıktır. Son yıllarda yapılan çalışmalar, yaşam tarzı değişikliklerinin Bozulmuş Glikoz Toleransı&#8217; nın ( BGT ), Tip 2 Diyabet&#8217;e ilerlemesini engelleyebildiğini göstermiştir. Örneğin; Finnish Diabetes Prevention Study&#8217;de, kilo verme, yüksek posalı, düşük yağ içeren diyet ve artmış egzersizle, Bozulmuş Glikoz Toleransı olan ve aşırı kilolu kişilerde Tip 2 Diyabet&#8217;e gidiş % 58 oranında azalmıştır.</p>
<p>Obezite de, diyabet ve hipertansiyon gibi kronik bir hastalık olarak düşünüldüğünde, tedavisi zor ve uzundur. Egzersiz, düşük kalorili diyet, psikolojik destek gibi çok sayıda komponenti olan obezite tedavisinden önce, obezitenin oluşumunu önlemek her zaman olduğu gibi daha önemlidir. Bu nedenle de bunun hayatın ilk yıllarından itibaren ele alınması gereken bir konu olduğu unutulmamalıdır. Çocukların beslenmesindeki bilinçsiz davranışlar, obezitenin temel taşlarını hazırlamaktadır. Çünkü çocuklukta yağ hücreleri ve adipöz doku kütlesindeki artış, obezite hazırlayıcısıdır. Obezlerde bu adipöz doku kütlesi, normal şahıslardan 5 kat fazladır. Bilindiği gibi diyet yapmak da yağ hücresi sayısını değil, boyutunu azaltır.</p>
<p>Beslenme alışkanlıkları, hareketsiz bir yaşam tarzı önümüzdeki yıllarda obezitenin daha da artan bir sıklıkla devam edeceğini göstermektedir. Ancak sevindirici olan, eskiden şişmanlık, sağlıklı olmanın göstergesiyken, günümüzde ciddi bir sağlık sorunu olarak görülmektedir. Bu konuya verilecek önem ve yapılacak eğitimlerle &#8220;Bir dirhem etin bin ayıp örtmediği&#8221; , hatta bir çok hastalığı da beraber getirdiği öğretilirse; başta diyabet olmak üzere bazı hastalıkların ortaya çıkması önlenebilir veya geciktirilebilir ve tedavileri kolaylaşabilir.</p>
<p align="justify"><strong>        Şeker hastasının ( Diyabet ) Psikolojik Durumu</strong></p>
<p>Diyabet, yaşam boyu süren ve hastayı olduğu kadar yakınlarını da ilgilendiren bir hastalıktır. Tüm kronik hastalıklarda olduğu gibi, sürekli tedavi gerektirmesi, çok sayıda ilaç kullanımı, bir çok organı etkileyip komplikasyonlara neden olması, hastada psikolojik bozukluklara neden olur ve depresyona eğilimi arttırır.</p>
<p>Beyinin enerji kaynağının glikoz olduğu düşünülürse, hipoglisemi durumlarında, sinirlilik, tahammülsüzlük, kişilik değişikliklerinin olması olayın fizyolojik boyutunu da ortaya koymaktadır. Hem fizyolojik hem de psikolojik bu faktörler hasta yakınlarına anlatılmalı ve hastaya destek olmaları öğütlenmelidir.</p>
<p>Çocuk veya çok yaşlı hastalarda, kan şekeri ölçümü, insülin uygulaması gibi konularda aile ve yakın çevresi (okul vb.) tıbbi yardım da yapacağından, bu konularda da yeterli eğitim kendilerine verilmeli, hastaya tam destek sağlanmalıdır.</p>
<p align="justify">Çalışan diyabetlilerde, mümkünse vardiyalı çalıştırılmamaları, ara öğün sağlanması vb. konularda iş yeri ile işbirliği yapılmalıdır.</p>
<p>Psikolojik durumu etkileyen bir başka konu da, ergenlik çağındaki diyabetlilerin sorunlarıdır. Arkadaşlarının yanında insülin yapması, insülin sonucu oluşan kilo problemleri, enjeksiyon yerinde lipodistrofi gibi dış görünüm bozuklukları, zaten ergenlik sorunlarıyla boğuşan gençte artı psikolojik yük getirecektir.</p>
<p>Diyabet hastası tüm kronik hastalıklarda olduğu gibi, hastalığını öğrendiği ve hastalığı hakkında bilgi sahibi olduğu zaman farklı tepkiler verir ve değişik süreçlerden geçer:</p>
<p>Öncelikle karşılaşılan hastalığın reddedilmesi dönemidir.Kendisi sağlık personeli olan hastalar da bile bunu kabullenme sürecinin 10 yıla kadar uzadığı görülmüştür. Bundan sonra bir süre de aldırış etmeme, ciddiye almama dönemi görülebilir.</p>
<p>Hasta, hastalığının ve tedavisinin bilincine varıp bizlerle işbirliği yaptığında bir başka süreç başlamaktadır. O da bunların sürekliliği ve sürdürülebilirliğidir.Çünkü bu aşamaların herhangi birinde hasta, aldırmazlık, boş verme haline bürünüp başa dönebilir. Her şeyden önce hastaya, hastalığının ömür boyu süreceği benimsetilmeli ve geçici bir tedavi şeklinden çok, tedavisini bir yaşam biçimi olarak görmesi sağlanmalıdır.</p>
<p>Hasta bazen de hastalığı konusunda abartılı davranış biçimleri sergileyebilir. Sürekli kan şekeri ölçümü, hipoglisemi veya hiperglisemi konularında panik atak belirtileri yaşama vb. Bu durumda örneğin, kan şekerinin gün içinde kısa aralıklarla değişebileceği, bu nedenle takip programındaki belirtilen zamanlar dışındaki ölçümlerin gereksiz olduğu anlatılmalı, belli bir kontrol disiplini kazandırılmalı ve ailesi de uyarılmalıdır.</p>
<p>Tüm bunlar göz önüne alındığında diyabet tedavi ekibindeki sağlık personeli ve hastanın ailesiyle yakın çevresi tam bir işbirliği içinde olmalı ve hastaya gereken destek sağlanmalıdır. Her şeye rağmen hastalığı tanıma, kabullenme ve işbirliği sürecini başarıyla tamamlayamayan veya ek psikolojik problemleri olan hastalar, mutlaka psikolojik yönden destek alacakları bir uzmana yönlendirilmelidirler. Unutulmamalıdır ki, hastalığı ile barışık bir diyabetlinin tedaviye uyumu ve sonuçları her zaman daha iyidir.<br />
<strong></strong></p>
<p align="justify">           <strong>Şeker</strong> <strong> Diyabet kontrol ve takibi<br />
</strong><br />
Diyabet kandaki glukoz konsantrasyonunun normalden yüksek olması ile kendini belli eden bir metabolizma hastalığıdır. Bunun nedenini anlayabilmek için vücudumuzun gerekli enerjiyi nasıl sağladığını bilmemiz gerekir. Her yemekte nişasta veya şeker alarak karbonhidrat tüketiriz. Sindirim sırasında karbonhidratlar glukoz ve diğer elemanlarına dönüşür ve bağırsaklardan emilerek kan dolaşımına katılır. Hücreler kan dolaşımı ile gelen glukozu alarak enerjiye dönüştürürler.Ancak glukozun hüçre içine girmesi için bir hormona ihtiyaç vardır. İşte bu hormon insülindir. Yemeklerden sonra kandaki glukoz düzeyi artar. İnsülin hormonu sayesinde glukoz hüçre içine alınır ve enerjiye çevrilir. Böylece kanda glukoz seviyesi düşer. Eğer insülin hormonu hiç üretilmiyorsa veya gerekenden az üretiliyorsa ya da glukozun hücre içine girmesini sağlamıyorsa kanda glukoz (kan şekeri ) düzeyi artar. Bu durumda <strong>şeker hastalığı</strong> ortaya çıkar.</p>
<p><strong>Diabetin bazı erken belirtileri vardır</strong>. Kan şekeri yüksek olan kişilerde başlangçta yorgunluk, halsizlik,iştahsızlık, sık idrara çıkma, susama yara ve berelerin uzun zamanda iyileşmesi gibi belirtiler vardır. Eğer ailenizde şeker hastası olan varsa bu hastalığa yakalanma riskiniz daha fazladır. Bu belirtilerle doktorunuza başvurduğunuz taktirde doktorunuz kan şekerinizin de belirlenmesini isteyecektir.</p>
<p align="justify">Eğer diyabetliyseniz hayatınızın bundan sonraki döneminde kendinizi çok iyi kontrol altında tutmanız gerekecektir. Diabetle barışık yaşamanın yolu kendinize dikkat etmekten geçer. Kan şekeri düzeylerinizi ortalama aralıklarda tutarak olabildiğince normal yaşam sürdürmeyi hedeflemelisiniz. Bu hedefe ulaşmanızın en iyi yolu diyet uygulamak ve egzersiz yapmaktır.</p>
<p>Şeker hastası olduktan sonraki gelişen zaman içinde sürekli yüksek düzeylerde seyreden kan şekerine bağlı olarak kompilasyonlar gelişebilir. Komplikasyonlar önce gözleri, böbrekleri, sinirleri ve kardiyovasküler sistemi etkiler. Bunlardan kaçınmak için ya da mümkün olduğunca erken fark edebilmek için şeker hastasının kendisini özenle izlemesi gerekir. Günümüzde kan şekerinin kontrolü için uygulaması çok kolay yöntemler vardır.</p>
<p>Kan şekeri düzeyinizi kendiniz izlerseniz hastalığınızı kontrol altında tutmanız kolaylaşacaktır. Tüm yapacağınız parmağınızdan bir damla kan alarak testinizi yapmaktır. Bu gün Türkiye&#8217;de Bu işlevi yapan bir çok şeker ölçme cihazı mevcuttur.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Diyabet Federasyonu şeker hastalarının hangi sıklıkta şeker düzeylerinin ölçüleceğini bir bildiriyle sunmuşlardır.</p>
<p>Yoğun tedavi gören hastalar için ; Her yemekten önce ve yatmadan önce şeker düzeyinizi ölçmeniz gerekir.</p>
<p>Diyabetli tüm hastalar için ; <strong>Günde 2 defa ama </strong>çeşitlendirerek farklı zamanlarda ölçebilirsiniz.</p>
<p>Diyet ile kontrol edilen hastalarda ; Günde bir kez kan şekerinizi mutlaka ölçmelisiniz.</p>
<p>Ağızdan İlaç kullanan hastalar için ; Her gün kahvaltıdan önce ve kahvaltıdan 2 saat sonra olmak üzere günde 2 defa kan şekerinizi ölçebilirsiniz. Hedefiniz kan şekerinizi 24 saat boyunca istenilen seviyelerde tutmaktır. Her gün belirli aralıklarda ölçülen şeker sonuçlarınızı kaydederek doktorunuza bildirmeniz gerekir. Böylece doktorunuz ve siz bu bilgiler ışığında en iyi tedavi yöntemini ve programını ayarlayabilirsiniz.</p>
<p><strong>Başka yapılabilecekler</strong></p>
<p>Kan şekerinizi ölçebildiğiniz gibi idrar şekerinizi de ölçebilirsiniz. Normalde idrarda şeker çıkmaz. Ancak kanınızdaki şeker miktarı çok yükselirse, bunun bir kısmı idrara çıkar. İdrar şekerinize bakmak son derece kolay bir işlem olmasına rağmen kan şekerinizi tam olarak saptamaz.</p>
<p align="justify">Şeker hastalığı, yani diyabet, tarih boyunca toplumların en önemli sağlık sorunlarından biri olmuştur. Yeni tedavi yaklaşımları ve geliştirilen ilaçlar sayesinde kan şeker seviyesi kontrol altında tutulabildiğinden, diyabetin ölümcül olan komplikasyonlarından ketoasidoz ve hipoglisemi artık daha nadir görülmektedir. Diyabet tedavisi olmayan, ancak iyi bir bakımla kontrol altında tutulabilen kronik bir hastalıktır. Kan şeker seviyesi ne kadar iyi kontrol altında tutulsa da, uzun dönemdeki komplikasyonlar genelde kaçınılmazdır. Hangi komplikasyonun daha belirgin ortaya çıkacağı kişiler arasında farklılık gösterir. Bunların çoğu kan dolaşımı ile ilgilidir. Damarlar adeta kolalanmış gibi sertleşmiş, kan elemanlarının fonksiyon kabiliyeti azalmıştır. Etkilenen organa göre farklı hastalık profilleri ortaya çıkar. Böbreklerde nefropati, gözlerde retinopati, el ve ayaklarda nöropati veya diyabetik ayak bunlardandır.</p>
<p>Ülkeler ve ırklar arasında diyabetin genel topluma oranı % 6-7 kadardır. Amerikan kızılderililerinde bu oran % 50-60&#8242;ı bulmaktadır. Diyabetli hastaların hastane başvurularının % 20&#8242;sinin nedeni ayak sorunları oluşturmaktadır. Genel toplumda uygulanan ayak kesme ameliyatlarının % 50-70 kadarının diyabetli hastalarda olduğu saptanmıştır. Parmağı kesilen bir diyabetlide, ikinci bir kesme ihtiyacı riski 2 yıl içinde % 50 olmaktadır. Diyabetlilerin sadece % 30&#8242;u tamamen ayak sorunlarında uzaktır ve en azından % 15&#8242;inde ayaklarında yara açılmaktadır. Diyabetik ayak gelişiminin nedeni üç ana başlıkta değerlendirilebilir:</p>
<p align="justify">1- Damarsal yapılarda bozulmalar (Anjiopati)</p>
<p>2- Kan kimyasında değişimler (Hemoreolojik)</p>
<p>3- Periferik sinirlerde bozulmalar (nöropati)</p>
<p>1- Eskiden diyabetli hastaların kılcal damarlarında bozulma olduğu ve bu nedenle yara geliştiği ve gelişen yaraların ve kesi hatlarının iyileşmediği düşünülürdü. Yapılan çalışmalar bunun doğru olmadığını göstermiştir. Bu hastalarda damarsal sorun vardır, ancak küçüklerde değil büyük çaplı damarlardadır. Diyabetik ayaklarda gelişen damar tıkanmaları genelde diz çukurunun hemen altındaki büyük damarlarda olmaktadır. O nedenle bu hastalarda bu seviyedeki damarların açıklığı renkli dopler ultrasonografi veya anjiografi ile değerlendirilmelidir. Eğer yeterli açıklık ve fonksiyon varsa, yaranın ana nedeni damarsal değildir demektir.</p>
<p>2- Diyabetli hastalarda tüm sistemlerde olduğu gibi kan ve bağışıklık hücrelerinde de kısmen fonksiyonlarda bozulma vardır. Kan hücreleri sertleşmiştir ve kılcal damarlardan geçmesi güçleşmiş, dolayısiyle oksijen taşıma sistemi bozulmuştur. Bağışıklık hücrelerinde fonksiyon zaafiyeti, enfeksiyonlara duyarlılığı artırmıştır.</p>
<p>3- Diyabetik nöropati.Tüm bu etkenlerin yanında bu hastaların ayaklarında yara gelişmesinin ana nedeni diyabetik nöropatidir.</p>
<p>Sinirler, omurga içindeki omurilikten başlayarak ayak ve parmak uçlarına doğru ilerlerler. İlerledikleri yol boyunca bazen dar anatomik yerlerden geçerler. Dirsek (kubital) ve bilek (karpal) tünelleri el sinirleri için örnektir. Bacaklarda ise ayak bileği (tarsal) tüneli en fazla sıkışmanın olduğu yerdir. Bazı kişiler, tünelleri doğuştan daha dar olduğundan veya tünel içinde fazladan kas dokusu gibi nedenlerle sinir sıkışmasına meyillidirler. Ancak diyabetikler, iki önemli nedenden dolayı bu tünellerde sinir sıkışmasına çok daha fazla maruz kalırlar.</p>
<p>Diyabetiklerde basıya duyarlılığın birinci önemli nedeni, sinirlerinin şişmesidir. Sinir dokusu içine giren bol miktarda glikoz şekeri bir başka şeker olan sorbitole dönüşür. Sorbitol kimyasal özelliğinden dolayı kendine su çeker ve sinir dokusu su ile şişer. Şişen bir sinirin zaten dar olan alanlarda kolayca basıya maruz kalabileceği hipotezi de eskiden beri bilinmektedir.</p>
<p>İkinci neden diyabetik sinirlerde taşıma sisteminin bozulmuş olmasıdır. Normalde sinir gövdesi ile ucu arasında bilgi alışverişi kimyasal maddelerin sinir içinde tubulin denilen yapılar vasıtasıyla taşınması ile olur. Diyabetiklerde bu taşıma sistemi bozulmuştur. Eğer sinir bir yerde sıkışmaya bağlı tahrifata uğramışsa, o yerin tamiri için bu taşıma sistemi ile gerekli materyallerin gelmesi gerekir. Taşıma sistemi bozulursa artık sinir kendini onaramaz ve hafif bir bası bile ağır bulgulara sebep olabilir.</p>
<p>Diyabetik hastalarda nöropati çok farklı şekillerde ortaya çıkabilirse de, sıklıkla görülen şekli önce ayakların sonra da ellerin tutulmasıdır. Genellikle, el ve ayak parmak uçlarında uyuşma ve karıncalanma hissedilir. Başlangıçta bu şikayetler ara sıra ortaya çıkarken, zamanla sabit hale gelirler. Bu sıkıntılar artarak uykuları bozmaya, uykudan uyandırmaya başlar. Uzun zaman sonrasında ayaklardaki uyuşukluk o kadar artar ki, ayakkabıların ayağı sıktığı, suyun sıcaklık derecesi hissedilemez hale gelir. Ayrıca el ve ayaklarda kuvvet kaybı da olur.</p>
<p>Nöropati ilerledikçe ağrı ile birlikte duyu kayıplarının yanında, aldıkları uyarıların azalması nedeniyle kas erimesi de başlar. Bu durum belirgin deformitelerle sonuçlanır. Elde sinir yaralanmaları sonucunda oluşan pençe el deformitesine benzer şekilde ayaklarda pençe deformitesi oluşur. Bu deformite gelişince ayağa binen yük ayak parmaklarında, metakarp başlarında yoğunlaşır. Bu aşırı yük, bu bölgelerde yara açılmasıyla sonuçlaşır. Son dönemlerinde ise ,adele desteğinden yoksun kalan ayak tabanı çöker ve sallanan koltuğa benzer bir ayak oluşur. Bu hale gelmiş ayakta artık her an yara açılabilir ve geri dönüşü de imkansızdır.</p>
<p align="justify">                 <strong>Gizli şeker </strong><br />
Halk arasında &#8220;gizli şeker&#8221; olarak isimlendirilen durum, normal glikoz dengesi ile diyabet arasındaki metabolik durumu ifade etmektedir. Normalde açlık plazma şekerinin &lt;110 mg/dl olması gerekmektedir. İşte açlık plazma şekerinin 110 mg./dl üzerinde, fakat &lt;126 mg/dl.altında olması &#8220;Bozulmuş Glikoz Toleransı&#8221; olarak tanımlanmaktadır. Benzer şekilde &#8220;Şeker Yükleme Testi&#8221; yapılan kişilerde 2.saatteki plazma glikoz düzeyinin 126 mg./dl veya üzerinde, fakat 200 mg./dl altında olması da &#8220;Bozulmuş Glikoz Toleransı olarak isimlendirilmektedir. Bu durumdaki kişilerin gün boyu kan şekerleri normaldir ve diyabetin klasik bulguları görülmez. Bununla birlikte bu kişiler Tip 2 diyabet için en rikli gurupta olduklarından yaşam biçimlerini yeniden düzenlemeleri gereklidir.</p>
<p align="justify">Kaynak: <a href="http://www.sekerhastaligi.info">http://www.sekerhastaligi.info</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.panax-clavis.gen.tr/seker-diyabet-hastaligi-belirtileri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kollesterol</title>
		<link>http://www.panax-clavis.gen.tr/kollesterol/</link>
		<comments>http://www.panax-clavis.gen.tr/kollesterol/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Mar 2012 23:25:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Damar Tıkanıklıgı]]></category>
		<category><![CDATA[kollesterol]]></category>
		<category><![CDATA[kollesterol nasıl düşer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.panax-clavis.gen.tr/?p=1361</guid>
		<description><![CDATA[Kolesterol beyin, sinirler, kalp, bağırsaklar, kaslar, karaciğer başta olmak üzere tüm vücutta yaygın olarak bulunan ve yaşam için gerekli olan mum kıvamında yağımsı bir madde. İnsan vücudu kolesterolü kullanarak hormon, D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerini üretiyor. Tüm bunlar için kanda çok az miktarda kolesterol bulunması yeterli. Kanda artan kolesterol, kan damarlarında birikiyor ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Kolesterol beyin, sinirler, kalp, bağırsaklar, kaslar, karaciğer başta olmak üzere tüm vücutta yaygın olarak bulunan ve yaşam için gerekli olan mum kıvamında yağımsı bir madde. İnsan vücudu kolesterolü kullanarak hormon, D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerini üretiyor. Tüm bunlar için kanda çok az miktarda kolesterol bulunması yeterli. Kanda artan kolesterol, kan damarlarında birikiyor ve kan damarlarının sertleşmesine, daralmasına yol açıyor. Kolesterolün organlara giden kan damarlarında birikmesi, o organa ait hastalıkları ortaya çıkarıyor. Kalbi besleyen atardamarlarda kolesterol birikimi olursa kalp krizi; böbrek damarlarında kolesterol birikimi olursa yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliğine yol açabilir. Uzmanlar, kolesterol seviyelerinin düzenli olarak kontrol edilmesi ve kaydedilmesinin önemine dikkat çekiyor.</p>
<p>Kandaki kolesterol miktarının yüksek olması sağlığı ciddi bir şekilde tehdit eder. Bazı damarların iç yüzeyinde birikerek damarların yavaş yavaş tıkanmasına sebep olur. Bu tıkanma, kalbe giden kan miktarının azalmasına ve dolayısıyla kalp ve damar hastalıklarına yol açar. Yüksek kolesterol hiç belirti vermeden sinsice gelişir ve yüksek kolesterolu olan insanlar kendilerini son derece iyi hissedebilirler. Bu nedenle bütün erişkin çağdaki hem kadın hem de erkeklerin belirli aralıklarla kolesterollerini ölçtürmeleri gerekir.<br />
Kolesterol seviyesini etkileyen en önemli faktör besinler yolu ile aldığımız yağların türü ve miktarıdır. Yağlı sığır ve koyun eti, tam yağlı süt ve peynir, tereyağı gibi ürünlerden ve margarinden mümkün olduğunca uzak durmak gerekir. Tercihen yemeklerde zeytinyağı ve soya yağı ve mısırözü kullanmak en doğrusudur.</p>
<p>Kolesterol artık dert değil</p>
<p>Yeni araştırmaların bulgularına göre eski bildiklerimizin tam tersine kolesterol ihtiva eden yumurta ve yağlar yendiği zaman insanda kolesterol yapmıyor.</p>
<p>Time dergisi son sayısında “Kalbiniz için yiyin”, “Kolesterol için iyi haberler” başlıklarıyla kapak konusu olarak verdiği haberde, kalp için tehlikeli olarak kabul edilen margarin, yumurta ve tuz gibi gıdaların sanıldığının aksine sağlığa yararlı olduğunu iddia etti.<br />
Yeni araştırmaların bulgularına göre eski bildiklerimizin tam tersine kolesterol ihtiva eden yumurta ve yağlar yendiği zaman insanda kolesterol yapmıyor. Süpriz olarak nitelendirilen bu sonuçlara göre uzak durduğumuz yumurtanın kalp için tehlikeli ve zararlı olduğu söylenemeyeceği belirtiliyor. İnsan kanında bulunan yüksek kolesetrol, tansiyon ve kalp için hâlâ tehlikeli kabul edilse de, her yağlı ve tuzlu yiyecek yendiği zaman kolesterol oranı artmıyor hatta bazen azalabiliyor. Diğer taraftan zeytinyağı ve diğer çiçek yağları, salmon ve tuna balığı yüksek orandaki kolestirolü düşürüyor ve kan dolaşımını hızlandırıyor.</p>
<p>En iyi kolesterol düşürücü Lipitor</p>
<p>Dünya çapında kullanılan kolesterol düşürücü en önemli iki ilaç olan Lipitor ve Pravachol arasındaki savaşta, ilk raundu Lipitor kazandı. Araştırmaya göre, Pravachol alan hastaların kötü kolesterolü 18 ay sonunda 110’a inerken, Lipitor kullananlarınki 79’a düştü. Kolesterol düşürücü ilaçlar, özellikle kalp krizi riskini azaltmak amacıyla kullanılıyor. Araştırmalar, statin adı verilen bu grup ilaçlardan bazılarının kolesterolü diğerlerinden daha fazla düşürdüğünü de ortaya koydu.</p>
<p>Kolesterol ilaçlarının kansere etkisi yok</p>
<p>Kolestrol seviyesini düşürmek için kullanılan Statin grubu ilaçların kanser riskini ne artırdığı ne de azalttığı bildirildi. ABD’nin Connecticut Üniversitesi’nden bilim adamları, toplam 87 bin hastanın katıldığı 26 çalışmayı incelediklerini ancak bu faydalı ilaçların kanser üzerinde bir etkisi olmadığı sonucuna vardıklarını söyledi. Amerikan Kanser Derneği’nin, ABD’de 132 bin 136 hasta üzerinde yaptığı ve yeniden incelenen araştırmasında 815 hastada kalın bağırsak kanseri vakasına rastlandığı, ancak bu hastalar arasında statin grubu kullananlarla kullanmayanlar arasında bir fark belirlenemediği belirtildi. Statin grubu ilaçların bazı kanser türlerini engelleyebileceği yönünde bazı araştırmalar yayımlanmıştı.</p>
<p>Kalbin düşmanı kolesterolABD’nin Penn State Üniversitesi’nde 21-62 yaş arasındaki çok sayıda hasta üzerinde yapılan ve sonuçları American Journal of Clinical Nutrition dergisinde yayınlanan araştırmalara göre; “flavonoid” maddesi yönünden zengin olan kakao, siyah çikolata, siyah çay, elma, baklagiller, portakal ve üzüm suyu, kötü kolesterol (LDL) seviyesini düşürerek kalp krizi riskini azaltıyor, damar hastalıklarını ve damar sertliğini de önlüyor.<br />
Araştırmaya konu olan hastaların kan plazmalarında inceleme yapan araştırmacılar, yukarda sözü edilen beslenme diyetinin iyi kolesterolü (HDL) ise yüzde 4 oranında yükselttiğini gözlediler. Uzmanlar, “flavonoid” meyve ve sebzelerde de bol miktarda bulunduğunu belirtiyorlar.</p>
<p>İyi ve kötü kolesterol<br />
Yapılan istatistiklere göre; kalp krizlerine yolaçan sebeplerin başında kolesterol, yüksek tansiyon, sigara ve şeker hastalığı geliyor. Bu istatistiklerden de anlaşılacağı gibi, kalbimizin baş düşmanlarından biri olan kolesterol olduğu herkes tarafından kabul ediliyor.<br />
Halk arasıda iyi e kötü huylu kolesterol olarak adlandırılan kolesterol türlerinin vücuttaki etkileri de farklı oluyor. Kötü huylu kolesterol (LDL), organlara ve damarlara kolesterol yüklerken, iyi huylu kolesterol (HDL) tam tersine, fazla kolesterol yüklenen organlardaki fazla kolesterolü yok etmekle yükümlü. Araştırmalar kanda LDL’nin artmasının, kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini artırdığını ortaya koyuyor. Bu sebeple de “kötü huylu kolesterol” olarak tanınıyor. HDL ise, tam tersine kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini azaltıyor. Dolayısıyla halk arasında “iyi huylu kolesterol” olarak isimlendiriliyor.<br />
Kolesterol konusunda uzmanların fikir birliğine vardıkları en önemli tesbit şu: Kandaki kolesterol oranının artması, kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini artırmaktadır. Kanda kolesterol oranının artması ise beslenme alışkanlıklarımızla doğru orantılıdır. Bunun için bazı yiyeceklerden vazgeçmek, bu sinsi rahatsızlığın getirdiği risklerden kurtulmamıza yardımcı olacaktır.</p>
<p>Şeker hastaları da dikkatli olmalı<br />
Yüksek kolesterol ve kalp-damar hastalıkları ile şeker hastalığı arasında da sıkı ilişki olduğunu belirten uzmanlar, bu tür rahatsızlığı olan kişiler kandaki yağ oranını düzenli olarak takip etmeleri uyarısında bulunuyor. Uzmanlar, pekçok şeker hastasında kolesterolün bir türü olan LDL’ye rastlandığını ve bu kolesterolün genellikle yüksek seyrettiğini ifade ediyorlar.</p>
<p>Karaciğerde yağlanma ve kolesterol yüksekliğinin tedavisi diyettir. Öncelikle karaciğerde yağlanma yapan bir hastalık var mı diye bakmak gerekli testleri yapmak lazım. Karaciğer yağlanmalarında karaciğer fonksiyonları bozulur. Sarılık, hazımsızlık, pıhtılaşma bozuklukları, amonyak yükselmesi gibi çeşitli hastalıklara yol açabilir. Bunun için bir dahiliye veya gastroenteroloji uzmanına muayene olmanızı tavsiye ederim. Kolesterol için yağlı yiyeceklerden ve sakatattan uzak durun. Acıkmadan yemek yemeyin ve doymadan sofradan kalkın.<br />
Bunlar yasak<br />
Katı yağlar, tereyağı<br />
Sakatat<br />
İşkembe çorbası<br />
Kabak ve ay çekirdeği<br />
Krema, kaymak, pasta<br />
Yumurta (haftada bir)<br />
Yağda kızartmalar<br />
Tavuk ve balık derisi<br />
Koyun ve kuzu eti<br />
Yağlı peynir ve süt<br />
Salam, sucuk, sosis<br />
Alkol</p>
<p>Bunlar serbest<br />
Badem, ceviz, fındık (az)<br />
Haşlama ve ızgara dana eti<br />
Sebze ve meyveler<br />
Yağsız beyaz peynir ve süt<br />
Zeytinyağı ve zeytin<br />
Baklagiller (bol)<br />
Tavuk ve balık</p>
<p>Kolesterolü bitkiyle yenin</p>
<p>Yüksek kolesterolü olan kişilere, Afrika’da yetişen Psyllium adındaki bitkinin elyafından üretilen ilaç tavsiye ediliyor. ABD’nin Kentucky Üniversitesi araştırmacılarından James Anderson, Psyllium bitkisinden üretilen tabletlerin kolesterolü yüzde 5 düşürdüğünü açıkladı. Psyllium bitkisinin Afrika’da yerli halk tarafından ilaç yerine kullanıldığı biliniyor. Pysllium elyafı tabletlerinin, aynı zamanda kalp krizi riskini de yüzde 10-15 önlediği açıklandı.</p>
<p>Simit, kolesterolü düşürüyor</p>
<p>ABD’de yapılan araştırmalarda, susamın vücuttaki kolesterolü düşürdüğü belirlendi. İnternette yayınlanan bir habere göre; susamın, karaciğerin kolesterol üretmesini engellediği bildirildi. Susamın, kötü kolesterolü (LDL) düşürdüğü ve içindeki tekli doymamış yağ (monounsaturated) nedeniyle, iyi kolesterol (HDL) düzeyini yükselttiği belirtildi. Araştırmacılar, uygun kolesterol düzeyinin sağlıklı kalbin müjdecisi olduğunu kaydediyor.</p>
<p>Kolesterole yeni formül</p>
<p>ABD’de yapılan bir araştırmada, içinde E vitamini bulunan sütün kolesterolü düşürdüğü tespit edildi. Süte karıştırılarak içilen E vitamininin kandaki yağlara daha çabuk ve daha fazla oranda ulaştığını belirleyen uzmanlar, bu uygulamanın, E vitamininin su ile alınmasından daha faydalı bulunduğunu belirtti. 48 şahıs üzerinde 10 hafta süren araştırmalarda, her gün 2 bardak, E vitamini karıştırılmış ve yağ oranı yüzde 1 olan süt verildi. E vitaminini 30 miligram ile 200 miligram arasında süte karıştırarak veren araştırmacılar, 200 miligram E vitamini karıştırılmış sütün, vitamini kandaki yağlara daha çabuk ve daha fazla oranda ulaştırdığını tespit etti. Süte düşük dozda karıştırılan E vitamininin ise fazla etkili olmadığı belirlendi. Araştırmada, E vitamininin portakal suyu ile alınmasının daha az etkili olduğu gözlendi. Araştırmanın 4. haftasında, içinde 200 miligram E vitamini olan sütten her gün iki bardak içenlerde toplam kolesterol oranının yüzde 9, kötü kolesterol (LDL) oranının ise yüzde 10.7 oranında düştüğü belirlendi.</p>
<p>Kalbi kurtaran ‘gen’ bulundu</p>
<p>Yeryüzünde milyonlarca insanın musdarip olduğu ‘kolesterol’ ve buna bağlı kalp rahatsızlıklarının kaynağı belirlendi. Bilim adamları, 40 yıllık araştırmalardan sonra, vücudun ‘iyi kolesterol’ seviyesini düzenleyen<br />
bir gen buldular.<br />
“ABC1” olarak bilinen bu gendeki bozukluklar, fazla miktardaki kötü kolesterolün (LDL)<br />
ve diğer yağların, hücreler ve kandan arındırılması için gerekli proteinin üretilmesini engelliyor.<br />
Bu gen olmaksızın, kötü kolesterol seviyesi ve kalp hastalıklarına yol açan diğer yağların kontrolsüz olarak arttığı belirlendi. Bilim adamları, bu keşfin kalp hastalıkları araştırmalarında bir gelişme olduğunu, çünkü kalple ilgili (kardiyovasküler) sorunları olan milyonlarca insandaki HDL seviyesinin normalin altında olduğuna dikkat çektiler. Gen, vücudun iyi kolesterolü (HDL) hiç üretmediği nadir bir irsî hastalık olan ‘Tangier’ hastalığının sebepleri üzerinde araştırma yapılırken bulundu.<br />
“ABC1” geni üzerinde yapılacak araştırmaların, ‘kolesterol’ ve kalp rahatsızlıklarının tedavisinde önemli bir çığır açması bekleniyor.</p>
<p>Kolesterole aşı darbesi</p>
<p>Farelerde denenen yeni tip bir aşının, yüksek kolesterol nedeniyle damarlarda lipid birikimini önleyebildiği belirlendi. ABD’de Cedars Sinai Tıp Merkezi uzmanları ile İsveçli bilim adamlarının yaptıkları ortak çalışmada, mutasyona uğratılmış ve yüksek kolesterol bulunan fareler denek olarak kullanıldı. Protein oluşturan sentetik bileşimlerden yapılan aşının, farelerin damarlarında lipid birikimini yüzde 60-70 arasında azalttığı gözlendi. Araştırmayla ilgili bilimsel rapor, Atlanta’da yapılacak Amerikan Kardiyoloji Koleji’nin bilimsel genel kurulunda açıklanacak.</p>
<p>Kolesterol ne demek?</p>
<p>Doktorlara en çok sorulan soruların başında kolesterol ve lipidin tanımı geliyor. Lipidin Türkçe karşılığı yağ. Kolesterol ise yağ benzeri ve hücre zarının yapıtaşı. Hayvansal ve bitkisel kökenli besinlerde bulunuyor. Yağ, vücut ağırlığının yüzde 15&#8242;i. Vücut ısısının oluşturulması ve enerji depolamak yağların görevi. Ayrıca kolesterol vücutta cinsiyet ve kortizon benzeri hormonların üretilmesinde hammadde görevi görüyor.</p>
<p>HDL adı verilen proteinler, dokulardan karaciğere kolesterolün taşınmasını sağlar, vücudun kolesterolden temizlenmesinde rol alıyor. Vücut için yararlı ve damar sertliği düşmanı. Kandaki miktarını, alkol, egzersiz yükseltirken, sigara, şeker hastalığı, şişmanlık ve hareketsizlik azaltıyor.</p>
<p>LDL kolesterol ise damar sertliği riskini artıran, kötü olanı. Kandaki miktarı yükseldikçe damar sertliğiyle karşılaşma oranı da yükseliyor.</p>
<p>Kolesterol oranınız 200 mg/dL altında olmalı, fakat bu ideal rakam. Ölçüm öncesinde en az sekiz saat aç kalmaya özen göstermek gerekiyor. Mümkünse sabah saatlerinde ölçülmeli. Testten önce alkol, sigara ve ilaç alınmamalı, mikrobik hastalıkların geçmesine dikkat etmeli.</p>
<p>Kalp krizi riski açısından bütün kolesterol, LDL kolesterol yüksekliği, HDL kolesterol düşüklüğü dışında, yaş önemli bir faktör. Birinci derecedeki akrabaların erken kalp krizi geçirmesi, tansiyon yüksekliği, sigara tüketimi, şeker hastalığı riski artıran faktörler.</p>
<p>Kolesterol nedir?<br />
Kolesterol kanda bulunan yağ cinslerinden biridir. Bazı hormonların yapısında kullanıldığı gibi hücre zarlarının yapısında da bulunur. Kolesterol vücut tarafından üretildiği gibi gıdalarla da alınır. Özellikle hayvansal gıdalar kolesterol kaynağıdır. Sütte, kara hayvanlarının yağ dokusunda ve iç organlarında bol miktarda bulunur.</p>
<p>Kolesterolün kandaki düzeyinin yüksek olması halinde, damar çeperinde birikmelere yol açabilmektedir. Bunun üzerine, öncelikle kireç olmak üzere, eklenen başka maddeler damar çeperinin sertleşmesine ve içerideki boşluğun daralmasına yol açmaktadır. Bu da dolaşım bozulmasına yol açar. Eğer damar tam tıkanırsa, damarı tıkanan organda doku hasarı ortaya çıkar. Eğer damarı tıkanan organ kalpse, kalp krizi ya da miyokard enfarktüsü denilen tablo ortaya çıkar. Beyin damarlarının tıkanmasında da inme denilen tablo oluşur. Bu da, felçlere ve beynin kontrol ettiği diğer işlevlerde aksamalara yol açar.</p>
<p>Bu gibi sorunlarla karşılaşma riskini azaltmak için kolesterolün kandaki düzeyini 200 mg/dl düzeyinin altında tutmak gerekiyor.</p>
<p>Bunu sağlamada kolesterolden zengin gıdalardan uzak durarak perhiz yapmak yeterli olmazsa, kolesterol düşürücü ilaçlardan yararlanılır.</p>
<p>Kolesterolün bazı fraksiyonları da var. Bunlardan HDL kolesterol adı verilen yüksek yoğunluklu lipoproteinler koruyucu etki gösterirler. Özellikle düşük yoğunluklu lipoproteinler damar sertliği riskini arttırırken, HDL, kolesterolün karaciğer tarafından kullanılmasını sağladığı için koruyucu etki göstermektedir. Bu nedenle, HDL&#8217;nin kandaki düzeyi ne kadar fazla olursa, bünye için o denli yararlı etki doğmaktadır. HDL&#8217;nin kandaki düzeyinin 35 mg/dl düzeyinin üzerinde olması istenmektedir. Total kolesterol kadar HDL kolesterolün kandaki düzeyinin belirlenmesinde kalıtımla gelen bünye yapısı, beslenme alışkanlıkları ve günlük aktivite durumu da etkili olmaktadır. Kalıtım dışında, düzenli spor yapılması, beslenmede zeytinyağı ve balık başta olmak üzere Akdeniz türü beslenme uygulanması total kolesterolün azalmasının yanı sıra, HDL&#8217;nin artmasına da etki etmektedir.</p>
<p>Kızımın kolesterolü yüksek<br />
KIZIM 13 yaşında ve kolesterol ölçüm değeri 280. Beyaz ve soluk görünüşlü. Ayrıca aşağıdaki problemleri mevcut.</p>
<p>- Mide kapakçığı yapısı nedeni ile yemek borusunda yanma.</p>
<p>- Küçükken geniz eti alındı.</p>
<p>- Zaman zaman kulaklarında kızarma ve kaşıntı.</p>
<p>- Son zamanda dizde ödem oluştu.</p>
<p>Yukarıdaki şikáyetler bağımsız mı? Kolesterolü yenmek için ne yapmalıyız? Beden derslerine katılması riskli midir, spor faaliyetleri nasıl olmalı?</p>
<p>Bu yaşta bir çocukta 280 gibi bir kolesterol değeri çok yüksek. Muhtemelen kalıtımla geçen bir kolesterol metabolizması sorunu mevcut. Yaşadığı diğer belirtilerin kolesterol sorunu ile doğrudan bağlantısı yok. Eğer fazla kilolu ise mide ve diz sorunu ile kolesterol yüksekliği bununla bağlantılı olabilir. Ancak sorunun kaynağı ne olursa olsun, bu rakam çok yüksek bir değeri ifade ediyor. Kesin bir karar vermek için, kandaki diğer yağ oranları konusunda bilgi veren tetkikler yapmak gerekiyor. Bir yandan bunlar yapılırken öte yandan da kolesterol düşürücü bir diyete başlaması, kilo fazlalığı varsa bunlardan da kurtulmaya çalışması gerekiyor. Beden eğitimi derslerine katılması riskli olmadığı gibi çok da yararlıdır, hatta dersler dışında da düzenli eksersiz yapması gerekiyor.</p>
<p>Kızınız için daha doğru olan, bir kardiyoloji uzmanının denetiminde kolesterol metabolizması açısından tetkik ve çıkacak sonuca göre de tedavi yapılmasıdır.</p>
<p>Kolesterolün ne kadarı riskli?<br />
Kolesterol riskleri konusunda bazı rakamlar verildi.</p>
<p>Burada kandaki total kolesterolün 160&#8242;ın üzerine çıkması halinde kalp krizi riskinin arttığı belirtilmektedir. Olayı sadece kolesterol riski açısından ele aldığınızda bu rakamlar doğru değil. Dünya üzerindeki tüm kardiyologlar, damar sertliğinden korunmak için kandaki kolesterol düzeyinin 200 mg&#8217;ın altında olmasını önermektedir.</p>
<p>Benim her zaman söylediğim, hekimliğin bir sanat olduğudur. Kalp-damar sorunlarından korunmak da risk yönetimi gerektirir. Eğer bir kişide damar sertliği açısından risk yaratan birçok başkaca faktör varsa, o zaman riski azaltmak açısından kolesterolün çok daha düşük rakamlarda olması istenebilir. Bu özellikle, koruyucu etkisi olan faydalı kolesterolün (HDL) çok düşük olduğu haller için geçerlidir.</p>
<p>Kolesterol düşüren margarin piyasada<br />
Kolestrol düşüren bir margarin türü gelecek hafta ABD&#8217;de piyasaya çıkıyor. Take Control (Kontrolü ele al) adlı margarinin, soya fasulyesinden üretildiği ve kolestrol düzeyini düşürdüğü belirtildi. ABD Gıda ve İlaç Dairesi&#8217;nin (FDA), ürünü incelediği ve kolestrolü düşüren bir margarin türü olarak lanse edilebilmesine izin verdiği belirtiliyor. Bir firma yetkilisi, Take Control ile ilgili beklentilerinin büyük olduğunu ve margarinle tüketicilerin sağlıklı bir kolestrol düzeyine kavuşacağını belirtti. Günde bir ya da iki kaşık margarinin, kolestrol düzeyini yüzde 7-10 oranında düşürdüğü ifade edildi. Take Control hafif bir margarin tadı verirken, sağlıklı yaşam düşkünü olan tüketicilerin, 3-4 hafta içinde iyi sonuç almaya başlamaları bekleniyor. Take Control, ‘‘işlevsel gıda ürünleri’’ diye adlandırılan 8 milyar dolarlık bir pazara giriyor.</p>
<p>Kolesterol nedir, nasıl düşürülür?</p>
<p>Kolesterol büyük ölçüde karaciğer tarafından üretilen; ancak yediğimiz hayvansal besinlerde de bulunan bir maddedir. Vücuttaki hücre zarlarının ve hormonların oluşabilmesi için kolesterole ihtiyaç vardır. Vücutta iki çeşit kolesterol bulunur.</p>
<p>LDL (kötü) kolesterol: LDL kolesterol kanda yükseldiğinde arter damarlarının duvarlarında birikerek kalp hastalığı riskini artırır.</p>
<p>HDL (iyi) kolesterol: HDL kolesterol dokulardaki aşırı kolesterolü alır ve karaciğere getirir. Karaciğere getirilen kolesterol bu organ tarafından parçalanır. Dolayısıyla HDL kolesterol kalp sağlığı için iyidir. Sağlıklı beslenmeyle kolesterol düzeyi düşürülebilir. Sağlıklı beslenmenin önemli bir bileşeni de doymuş yağ tüketimini azaltmak ve doymuş yağ yerine doymamış yağları kullanmak gerekir. Sigaranın bırakılması, düzenli egzersiz yapılması da kolesterol düzeyini düşürür.</p>
<p>Kolesterolün çoğu da, azı da dert</p>
<p>Yüksek kolesterol, insanın ölümüne sebep olurken, düşük kolesterolün ise insanda intihar isteğini kamçıladığı tesbit edildi.</p>
<p>Bir grup İtalyan araştırmacının yayınladığı rapora göre, yapılan bir dizi çalışma sonucunda, doktorların sebebini açıklayamadığı, kandaki düşük düzeydeki kolesterol ile intihar arasında bir ilişkinin olduğu ortaya çıktı.</p>
<p>Bu yönde ilk belirtilerin, kolesterolün düşmesini sağlayan ilaçları kullanmaları tavsiye edilen hastalarda ortaya çıktığı belirtildi. İntihar etmek isteyen 300&#8242;e yakın insanın kanı üzerinde bir grup meslektaşıyla çalışmalarda bulunan Dr. Massimo Gallerani, British Medical Journal dergisine yazdığı makalede, &#8220;İntihara kalkışanlarda, kolesterol oranı diğer zamanlardakinden daha düşük bir seviyede bulunmakta&#8221; açıklamasında bulunarak, daha önceki çalışmalarının da ışığında, düşük oranda kolesterol miktarı ile intihar arasında bir ilişki olduğu iddiasında bulundu. Ancak doktorlar yine de, yüksek kolesterolün sebep olduğu kalp krizinden ölme riskinin, düşük kolesterolün sebep olduğu intihardan ölme riskinden daha fazla olduğunu söylüyorlar. Aynı yönde bazı çalışmalarda, kolesterol intihar ilişkisinin, kolesterolün, beyni etkileyen &#8220;neurotransmitter serotonin&#8221; seviyesine tesiri sonucunda oluştuğu ifade ediliyor.</p>
<p>Yeşil mercimek kolesterol ilacı<br />
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bilgin Timuralp, baklagillerin ve özellikle yeşil mercimeğin tohumlarının kabuklarında bulunan liflerin kanda erimesi ve bu şekilde kana karışması ile, kandaki zararlı yağların atılabileceği konusunda, yaptıkları uygulamalı araştırmanın çok iyi sonuçlar verdiğini belirterek, &#8220;İleride bu konuda daha ayrıntılı ve bilimsel çalışmalarımız olacaktır&#8221; dedi.</p>
<p>Kanda zararlı yağların bulunmasının damar sertliğini ve bu damar sertliği sonunda da beyin damarlarının tıkanması sonucu felce, kalp damarlarının tıkanması sonucu kalp krizlerine yol açtığını belirten Prof. Dr. Timuralp, &#8220;Bunların önlenmesi için kandaki aşırı kolestrol miktarınındüşürülmesi lazım. Bu durumun önlenmesi için margarinleri ve hayvani yağları kullanmıyoruz. Ancak bunlar çoğu zaman yeterli olmuyor. Dışarıdan yağ alınmadığı halde, vücudun kendisi yağ üreterek zararlı yağ miktarında artmalara sebep oluyor. Dolayısı ile ilaç kullanma ihtiyacı ortaya çıkıyor. Ancak bütün dünyada kullanılan bu ilaçlar hem çok pahalı, hem de karaciğer bozukluğu, adele erimesi, sarılık ve mide bozukluğu gibi zararlı yan etkileri var&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Bilgin Timuralp, Osmangazi Üniversitesi bünyesinde kolesterol ile ilgili yaptıkları uygulamalı çalışmayı da şöyle anlattı: &#8220;Üniversitede, 1.5 ay süre ile hastane personelimizin yeşil mercimek yemelerini sağladık. 50&#8242;ye yakın personelin önce kanlarındaki yağ miktarlarını ölçtük. Daha sonra günlük yemeklerinin yanında bir miktar yeşil mercimek salatası almalarını sağladık. 1.5 ay sonunda, her gün düzenli olarak yeşil mercimek yenmesinin ardından, kişilerin kanlarındaki yağ miktarlarında önemli oranlarda düşüşler gözledik. Biliyoruz ki, kandaki kolesterol miktarını yüzde 10 azaltırsak, kişilerde kalp krizi riskini yüzde 20 oranında azaltmış oluruz. Bizim çalışmamızda ise 210-220 olan kolesterol miktarı, 190&#8242;lara inmiştir. Yani yüzde 20&#8242;lik bir azalma sağlamış olduk. Demek ki böyle devam ederse yüzde 40&#8242;lık bir kalp krizi azalmasını gerçekleştirmiş olacağız. İleride çalışmalarımızı daha geniş kitleler üzerinde tatbik edip, bilimsel açıklamalarda bulunma imkanımız olacaktır. Ancak bu bilgiler ışığında bile, yeşil mercimek kullanımını teşvik etmek son derece faydalı olacaktır.&#8221;</p>
<p>Kolesterol<br />
M. A D’nın sualine cevaptır:<br />
Aldığımız gıdalar; proteinler, karbonhidratlar ve yağlardır. Bunların yıkım ürünleri aminoasitler, glikoz ve trigliserid ile kolesteroldür. Kanımızda bulunan yağlara kolestrol ve trigliserid denir. Bunların miktarının fazlalaşması halinde damarlarda sertleşme, daralma, tansiyon yükselmesi, kalp hastalıkları ortaya çıkabilir. Onun için kolestrole ve trigliseridlerin yükselmesi istenmez. Diyet ve ilaç tedavisi ile düşürülmeye çalışılır. Doktor kontrolünde yağlı yiyecekler ve sakatattan uzak durmalı, spor yapmalı.</p>
<p>Kolesterole dikkat!</p>
<p>Uzmanlar, toplam kolesterol düzeyinin 200’ün altında olması, LDL’nin 130’u geçmemesi, HDL’nin de 35’in altına inmemesi uyarısında bulundu. Kolesterol seviyesi belirtilen rakamlara uymayan kişilerin fiziksel egzersiz yapması, gereksiz yağ yememeleri, meyve, sebze ve işlenmemiş tahıla ağırlık vermeleri gerekiyor.<br />
Pfizer İlaç Firması’nca hazırlanan “Kalp Sağlığını Tehdit Eden Unsurlar” başlıklı kitapçıkta kalp sağlığı için sağlıklı yaşam ve beslenmenin önemine dikkat çekildi. İnsan vücudunun hormon üretimini sağlamak ve hücre zarlarını oluşturmak için küçük miktarda kolesterole ihtiyaç duyduğu belirtilen kitapçıkta, yağlı beslenme yüzünden, kolesterol düzeyinin gereğinden fazla yükselmesiyle sorunların başgösterdiği ifade edildi. Kitapçıkta, LDL olarak adlandırılan düşük yoğunlukta yağ proteinlerinin, kalbi tehdit eden zararlı kolesterol olduğu; yüksek yoğunluklu yağ proteinleri, yani HDL’nin ise kalp krizine karşı koruyucu kolesterol olduğu belirtilirken, uzmanlar, toplam kolesterol düzeyinin 200’ün altında olması gerektiğini vurguladılar. LDL’nin 130’u geçmemesi, HDL’nin ise 35’in altına inmemesi gerektiğini kaydeden uzmanlar, by-pass ve kalp krizi geçiren, ya da yüksek risk grubunda bulunan kişiler de LDL’nin en fazla 100, HDL’nin de en az 45 olması gerektiğini belirtti. Kolesterol seviyesi bu rakamlara uymayan kişilerden ilk olarak yaşam stilini değiştirmeleri isteyen uzmanlar, fiziksel egzersiz, doymuş ve gereksiz yağlarla hayvansal ürünlerden uzak durmayı, meyve, sebze ve işlenmemiş tahıla ağırlık vermeyi tavsiye ediyor.<br />
Uzmanlara göre damar sertliği, yüksek tansiyon gibi rahatsızlıkları önlemek için doymuş yağ, kırmızı et, hamur işleri, karides, kalamar, tam yağlı süt, Hindistan cevizi, şekerli tatlılar, şeker, tuz ve kızarmış besinlerden uzak durmak gerekiyor. Egzersiz de aşırı kilo almayı önlerken damar sertliğine yol açan zararlı yağları azaltıyor. Uzmanlar sağlıklı bir kalp için de şu besinleri öneriyor: “Bütün taze ve dondurulmuş sebzeler (kızartmak yerine haşlayınız), meyveler, lifli besinler, tahıllar, kuru baklagiller ve kepekli ekmek, yağsız süt, az yağlı peynir, beyaz etli ve yağlı balıklar (ızgara, buğulama), tavuk, yağsız mandıra ürünleri, doymamış (oda sıcaklığında sıvı halde bulunan) yağlar, ceviz, badem, kestane.” Amerikan Kalp Vakfı da, günlük kalori miktarının yüzde 30 oranında yağdan karşılanması gerektiğini ifade ederken, bu tarz bir rejim uygulandığında LDL oranının birkaç ayda yüzde 5-10 oranında azalacağını kaydediyor.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.kadinlaricin.net/saglik/kolesterol.htm">http://www.kadinlaricin.net/saglik/kolesterol.htm</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.panax-clavis.gen.tr/kollesterol/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ginseng bitki özünün bünyenize yararları</title>
		<link>http://www.panax-clavis.gen.tr/ginseng-bitki-ozunun-bunyenize-yararlari/</link>
		<comments>http://www.panax-clavis.gen.tr/ginseng-bitki-ozunun-bunyenize-yararlari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Mar 2012 01:36:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Damar Tıkanıklıgı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ginseng bitkisi]]></category>
		<category><![CDATA[ginseng faydaları]]></category>
		<category><![CDATA[ginseng yararları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.panax-clavis.gen.tr/?p=1348</guid>
		<description><![CDATA[İnsan şekline benzerliği nedeniyle Çince ’ insan bitkisi ‘ olarak adlandırılan ginseng in iki farklı çeşidi vardır. Bunlar Asya ginsengi ve Amerikan ginsengidir. Asya ginsengi aynı zamanda Panax ginseng, Çin veya Kore ginsengi, ya da kırmızı ginseng olarak adlandırılır. Panax anlam olarak her şeyi iyileştiren demektir. Bir başka genel olarak Ginseng olarak bilinen bitki Sibirya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>İnsan şekline benzerliği nedeniyle Çince ’ insan bitkisi ‘ olarak adlandırılan <b>ginseng</b> in iki farklı çeşidi vardır. Bunlar Asya ginsengi ve Amerikan ginsengidir. Asya ginsengi aynı zamanda Panax <i>ginseng</i>, Çin veya Kore ginsengi, ya da kırmızı <u>ginseng</u> olarak adlandırılır. Panax anlam olarak her şeyi iyileştiren demektir.</p>
<p>Bir başka genel olarak Ginseng olarak bilinen bitki Sibirya ginsengidir (eleuthero). Ancak bu orijinal ginseng sayılmamaktadır zira kökünde “ginsenoit” olarak adlandırılan aktif maddeyi içermemektedir. Ancak sibirya ginseng, faydaları açısından diğer gerçek gınseng tipleri ile benzer iyileştirici özelliklere sahiptir, benzer ginseng yararları sağlar.</p>
<p>Ginseng kökü 6 yıllık bir yetiştirme süresinden sonra hasat edilir ve tedavi amaçlı kullanılan bitkinin bu bölümüdür.</p>
<p>Ginsengin, bilhassa Asya ginsengi ve Sibirya ginsengi olarak bilinen bitkinin yararlarını anlatan birçok bilimsel çalışma vardır. Ancak, panax ginsengin gücü birçok faktöre bağlıdır, örneğin bu bitkinin gücü yaş ile ilerler- bu bitkinin tam olarak yararları sadece bitkiler konusunda derin bilgi sahibi olan bir kişi tarafından çıkartılabilir. Yanlış ellerde, uzun vadeli kullanım için bu bitki fazla kuvvetli veya fazla uyarıcı olabilir.</p>
<p>Ginseng Yararları</p>
<p>• Ginseng güçlü bir genel takviyedir. Beden üzerindeki etkileri lokal değildir ve böylelikle ginsengin yararlarından biri bütün vücudu kuvvetlendirmesi ve bütün vücut sistemlerini dengelenmesine yardımcı olmasıdır. “Adaptojen” insan sağlığı üzerinde ginsengin düzenleyici etkisini izah etmekte kullanılan terimdir. Ancak, hızlı bir şekilde tamirden ziyade zaman içinde yavaşça etki eder. Tam sonuçlarını görmek için birkaç ay kullanmanız gerekir.</p>
<p>• Adaptojenik etki, bir drogun birden fazla aktif madde içererek duruma göre farklı etkide bulunmasıdır. Ginsengin adaptojenik etkide bulunmasının nedenlerinden biri de böbrek üstü bezini desteklemesidir.</p>
<p>• Ginsengin diğer kullanımları pek çoktur. Ginseng bütün vücut için toniktir. Vücudun zayıflıklarla mücadelesine yardımcı olur, enerji düzeylerini yükseltir ve atletik performansı artırır.</p>
<p>• Bu bitki adrenal çalışmayı destekler ve dolayısıyla zihinsel ve fiziksel stres bağlantılı hastalıkları azaltmada çok etkilidir. Şayet kronik anksiyeteden, yorgunluktan rahatsızsanız veya sıkca stresli koşullara maruzsanız, ginseng baş etme kapasitenizi iyileştirebilir ve dayanıklılık ve gücünüzü artırabilir. Konsantrasyon eksikliğini gidermek için iyi bir yardımcıdır. Strese karşı dayanıklılığı artırır.</p>
<p>• Buna ilaveten, ginseng antioksidandır ve vücutta bağışıklık sistemi hücrelerinin sayısını arttıran önemli bir bağışıklık sistemini iyileştiricidir.</p>
<p>• Amerikalı bilim adamlarının yaptığı bir çalışmaya göre günde iki kez 200mg’lık ginseng kökü kapsülü alan kişilerin grip riski %31 oranında azalmıştır.</p>
<p>• Kolesterolü azaltıcı etkisi vardır. Karaciğeri toksinlerden temizler. Tümör gelişimini engellediği yapılan bazı çalışmalarda gösterilmiştir. Ayrıca radyoterapinin yan etkilerini azaltır.</p>
<p>• Bağışıklık sistemini desteklemesi, antioksidan özelliği, programlanmış hücre ölümü olarak adlandırılan apoptotizi uyarması, hücre çoğalmasını engellemesi gibi nedenlerden dolayı kansere karşı etkisi vardır.</p>
<p>• Laboratuar ve hayvan deneylerinde prostat, mide, böbrek, karaciğer, kalınbağırsak, beyin ve akciğer kanserlerine karşı etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Prostat kanseri oluşturulmuş hayvanlarda kanserin gelişmini engellemiştir.</p>
<p>• Ginsengin çok sayıda başka kullanım alanları vardır. Bronşitin, astım ve dolaşım problemlerinin tedavisinde yararlıdır. Aynı zamanda diyabetten rahatsız insanlara kandaki kortizol hormonu düzeylerini düşürdüğü için yardımcı olur.</p>
<p>• Ginseng bitkisi cinsel performansı artırıcı doğal bir destek olarak da kullanılmaktadır. Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalarda ginseng sperm düzeyinde artışa neden olmuştur.</p>
<p>• Bazı deneysel çalışmalarda ginsengin kan damarlarını genişleterek ereksiyona yardımcı olduğu tespit edilmiştir. Ginsengin ereksiyon sorununa karşı etki mekanizmasının nitrik oksitle ilişkili olduğu düşünülüyor.</p>
<p>• Ginsengin cinsel isteği artırıcı etkisinin ise testosteron düzeyini yükseltici etkisine bağlanmaktadır. Hayvanlar üzerindeki deneylerde ginsengin testosteron seviyesini etkilediği tespit edilmiştir. Burada sözü edilen ginseng türü gerçek kore ginsengidir. (Panax ginseng)</p>
<p>• Güney Koredeki Seoul Milli Üniversitesince yapılan bir araştırmaya göre beyaz kore ginsengi kökü alzheimer hastalarında algılamayı artırıcı etki göstermiştir. Alzheimer rahatsızlığı olanlarda etkili olabilmesi için devamlı kullanılması gerektiği belirtiliyor.</p>
<p>Ginseng Kullanımı</p>
<p>Ginsengin kullanım önerimi genel olarak en az 3 hafta ve en fazla 2-3 ay olarak tavsiye edilmektedir. Bazı uzmanlar 3 hafta kullandıktan sonra birkaç hafta kullanıma ara verip daha sonra yine başlanabileceğini belirmektedirler.</p>
<p>Ginsengin Günlük Dozu</p>
<p>200 ila 600 mg standardize edilmiş ürünler kullanılır. Ginseng sahtesi en fazla olan bitkisel ürünlerden biri olduğu için ürün seçimi konusunda dikkatli olunmalıdır.</p>
<p>Ginseng Kullanım Biçimleri</p>
<p>Ginseng ürünleri genel olarak ginseng kapsül, ginseng çayı, ginseng yağı, ginseng hapı olarak eczanelerden ve doğal ürün marketlerinden temin edilebilir.</p>
<p>Ginseng Yan Etkileri Açısından Risk Taşır mı?</p>
<p>• Ginseng önerilen doz ve sürelerde kullanıldığı takdirde yan etkilere sebep olmaz. Ancak yine de bazı yapılan uyarıları belirtmek gerekir.</p>
<p>• Fibrokistik göğüs hastalığı ve göğüs kanseri olan kadınlar ginseng kullanmamalıdır.</p>
<p>• Ginsengin bazı kimyasal ilaçlarla birlikte kullanıldığında etkileşim yaparak sağlığı olumsuz etkilediğine dair bildirimler vardır. Mesela kan inceltici olarak kullanılan bazı ilaçlarla birlikte alındığında etkileşim yaptığı belirtilmiştir. Yine bazı kalp ilaçlarıyla da böyle bir durumun meydana geldiği belirtilmektedir.</p>
<p>• Genel anlamda belirtmek gerekirse eğer herhangi bir hastalık için ilaç tedavisine başlanmışsa doktora danışmadan aynı anda bitkisel bir ilacın kullanılması doğru bir davranış değildir. Bazı durumlarda bunlar birbirleriyle etkileşime girerek olumsuz sonuçlar doğurabilir.</p>
<p>• Yine ginseng ile ilgili bir örnek vermek gerekirse, şeker hastalarının diyabet ilacı kullanırken ginseng kullanmamalarına dair uyarılar bulunmaktadır. Çünkü ginsengin de şekeri düşürücü etkisi vardır. Aynı anda sentetik diyabet ilacıyla birlikte alındığında kişinin kan şekerinin bir hayli fazla miktarda düşmesine sebeb olabilir.</p>
<p>• Kalp ilaçlarıyla birlikte alınmamalı.</p>
<p>• Phenelzine sulfate içeren ilaçlarla beraber kullanıldığında ellerde titreme ve bazı psikolojik değişikliklere yol açabilir.</p>
<p>• Yüksek kan basıncından (tansiyondan), düzensiz kalp ritminden veya herhangi akut hastalıktan rahatsız olan kişilere ginseng kullanımı tavsiye edilmemektedir. Uzun vadeli kullanımda herhangi bir yan etkiyi yakından izlemelidir.</p>
<p>• Sibirya ginsengi daha güvenli bir tercih olarak kabul edilse de, herhangi potansiyel risklerden kaçınmaktan için, şayet belirli bir sağlık problemi için yüksek dozlar alıyorsanız her zaman bir uzmanın görüşünü almak daha güvenlidir.</p>
<p>Hamile ve Emziren Kadınlar Ginseng Kullanılabilir mi?</p>
<p>Çok net ve kesin bir bilgi olmamasına karşın yine de hamile ve emziren kadınlara önerilmemektedir. İngiltere’de yapılan bir araştırmada gebelerde ve emziren kadınlarda ginseng kullanımının yan etkilere sebeb olabileceği belirtilmiştir. Genel tıbbi pratiğe uygun olarak doktor onayı olmadan kullanılmamalıdır.</p>
<p>Her Ürün Gerçek Ginseng mi?</p>
<p>Ginseng kullandıktan sonra yan etkilere maruz kaldıklarını belirten bazı örnekler vardır. Ancak bunun ginseng’den dolayı değil ginseng etiketiyle satılan ve içeriğinde başka maddeler bulunduran ürünlerden de kaynaklandığı düşünülmektedir.</p>
<p>Bitkisel ürün üretimi serbest olduğundan kötü niyetli üreticiler bu konuda diledikleri gibi davranabilmektedirler. Örneğin bazı ginseng etiketli ürünlerde kafein kullanılmaktadır. Bu da kullanan kişiye enerji ve canlılık vermekte ve kullanıcı kafein aldığını bilmeden bunu kullanmaya devam etmektedir. Meydana gelen yan etkilerde bundan kaynaklandığı halde kayıtlara ginseng zararları olarak geçmektedir.</p>
<p>Ginsengin yararlarından biri olarak yüksek tansiyonu düşürerek normal hale getirdiği belirtilmesine rağmen başka kaynaklarda da tansiyon hastalarının ginsengi kullanmamaları gerektiği belirtilmektedir. Bu karışıklığın nedeni bu tür kafein içeren ürünlerin kullanılmasından sonra görülen şikayetlerden doğma ihtimali yüksektir.</p>
<p>Bu yüzden bir ürünü kullanırken onun kalitesinden ve gerçekliğinden emin olmak gerekmektedir. Yüksek tansiyon hastasının ginseng yerine her gün düzenli kafein almasının sonucunda fayda yerine zarar göreceği açıktır.</p>
<p>Ginsengin Yararlarını Maksimize Etmek</p>
<p>• İyi kalitede ginseng takviyeleri bulmak zor olabilir. Birçok ürün saf ginseng içermez ve bazısı sağlığınıza zararlı olabilecek şeker veya başka katkı maddesi içerirler. Amerika’da yapılan bir araştırmada ginseng etiketi taşıyan ürünlerin bir kısmında ya hiç ginsenge rastlanmamış ya da içeriklerindeki ginseng oranı çok az düzeyde çıkmıştır. Dolayısıyla, bir ginseng takviyesi satın almadan önce ürünün kalitesinden emin olmak için elinizden geleni yapınız.</p>
<p>• Farklı firmaların ürünleriyle ilgili yapılan analizlerde ginseng ürünlerindeki ginsenosides ve eleutherosides adlı maddelerin konsantrasyonlarının büyük farklıklar gösterdiği tespit edilmiştir.</p>
<p>· Satın aldığınız ürünlerin kalitesi ve saflığını garanti etmek için mutlak farmasötik GMP koşulları altında faaliyet gösteren bir saygın imalatçıyı arayınız.</p>
<p>· Standardize bitkisel hulasa kullanarak üretilen ginseng takviyelerini seçiniz. Bu şekilde ürünün en yüksek miktarda güvenli ve etkili olan aktif maddeyi içerdiğinden emin olabilirsiniz.</p>
<p>· Ele aldığınız takviyenin herhangi dolgu veya katkı malzemesi içermediğinden emin olmak için etiketleri okuyunuz.</p>
<p>&lt;!&#8211;<br />
google_ad_client = &#8220;pub-7360553107572944&#8243;;<br />
/* BD_AU_336x280 */<br />
google_ad_slot = &#8220;9846092254&#8243;;<br />
google_ad_width = 336;<br />
google_ad_height = 280;<br />
//&#8211;&gt;</p>
<p>112 Yorum &#8221; Ginseng Faydaları &#8221;</p>
<p>« Eski Yorumlar</p>
<p>ahmet diyor ki:</p>
<p>20 Ekim 2011,</p>
<p>merhaba ben coumadin 10mg ilacı kulananıyorum bende panax gınseng aldım ikisi ile birlikte kullanabilirmiyim cevap yazarsanız sevinirim</p>
<p>hasan hasergin diyor ki:</p>
<p>26 Ekim 2011,</p>
<p>coumadin,aspirin türevleri ve plavix ilaçları ile kullanılamaz yukarıda yazıyo zaten kan inceltici ilaçlarla birlikte kullanılmaz doktorunuza danışın en güzeli bu</p>
<p>AHMET KORKMAZ diyor ki:</p>
<p>27 Ekim 2011,</p>
<p>kibarlı firmasından bir adetPANAX aldım.bu yaz kullandım.-fakat dr.mustafa eraslan beyın anlattıgı gibi bir yararını görmedim.şimdi bir kutu daha almak istiyorum.acaba bacagım-daki tıkalı damarımı açar ayaklarımdaki sızlanmalarımı gi-derirmi.kış aylarımda ayaklarım bir türlü ısınmıyor.devam -lı sızlıyor.geceleri beni uyutmayıp rahatsız ediyor.yaşam -ımı zehir ediyor.yetkili uzmanlarınızla görüşüp bana tav siyelerini bildirme imkanını saglarsanız beni mutlu edersiniz.sayğı-larımı sunar cebabınızı beklerim.</p>
<p>ersen diyor ki:</p>
<p>31 Ekim 2011,</p>
<p>merhaba ahmet bey. bir uzman degilim.fakat aradiginiz panax ginseng ise kokunu kullanmanizi tavsiye ederim.belki faydasi olabilir.</p>
<p>redpanaxginseng@hotmail.co.uk</p>
<p>ersen diyor ki:</p>
<p>15 Aralık 2011,</p>
<p>sitemiz yakinda turkce hizmet verecektir.</p>
<p>Metin Kiriş diyor ki:</p>
<p>17 Aralık 2011,</p>
<p>Merhabalar Annem ve Ben clavis panax kullandık 13/07/11 ilk günlerde güne 2 adet sonra günde 1 adet Annem 89 yaşında kalp kasları kalınlasmış kalp yeterince kan pompalamıyormuş, 17 yıldır alanya başkent araştırma hastanesinden paporu var ator-tensinor-blokace-novadroom- coraspirin kullanıyordu-Son 1,5 yıldır yemekten sora hareket edince kalbine-koluna, ağrı geliyordu-kolonya vs derken 15 dakika sonra anca kendine geliyordu-bende omurilik felçliyim sol ayak parmaklarımda morarmalar vardı 60,70 gün sonra yavaş yavaş eski doğal rengine geldi,İnanın Annemi o,kalp ağrıları geldiği zaman üzülüyor ,çaresizce beklemek nekadar acı-şimdi ağrı yok-geceleri uykusunda of of çekmeleri yok 2 aydan sonra faydasını gördük-Sahte panax lara dikkat edilmesi gerekmektedir,Annemin doktoruna sormuştum çare yokmu diye,Doktor hayır yok demişti-ölümnü beklemek nekadadar acıydı-inanın AĞUSTOS 28 DEN BUYANA AĞRI YOK-İkinci kutuları bitirdik-Şimdi 3 kutuyu alacağız 2,günde 1 tane atacağız zaten içinde 90 adet var,Size bunları yazmam biraz sabırlı olmanız-Birde Beyaz peynir yemeyi bıraktık-Omuilik felçliler anlar-denizlinin pamukkale traventenlerigibi bor yapıyor-Yalnız kaşar peyniri yapmıyor-Birde köy beyaz peyniri yapıldıktan 1,2,3, gün içinde alın tüketin bunlar 32, yıllık felçli birisi tarfından yaşanmış olanlardır-İnanın eskiden ilaç recetelerini gözlük takmadan okuyamazdım şimdi gözlüksüz okuyorum-Benim için eve Beyaz peynir-salamuralı-tulum peynir küfülü peynir bunları evinize katmayın Hepinize sağlıklı yaşamlar metin kiriş</p>
<p>barış çeliker diyor ki:</p>
<p>27 Aralık 2011,</p>
<p>benım elımde şuan mevcut ama bayadan beri kullanmıyorum acaba günde nasıl içmeliyim aç tok bi önerisi olan varmıdır acaba</p>
<p>murat diyor ki:</p>
<p>28 Aralık 2011,</p>
<p>clavis panax denilen ilacin icerisinde sadece % 20 oraninda ginseng varmis biraz once ogrendim.</p>
<p>gelelim uyduruklara….</p>
<p>nasil oluyorda yuzde 20 oraninde ginseng bulunan kimyasal olan ilac boyle sacma sapan etki yapiyor ???</p>
<p>turkiyede televizyonlarda , kilo verdirici krem ! beyaz saclari siyah yapan sampuan ! damar tikanikligi acan bilmem ne yapan hap! vucuda yapistirilan kucuk bir yara bandi gibi olan her seyse kilo verdiren sey !</p>
<p>millet uyanin artik !!!! yapmayin paranizi duygularinizi bosa harcamayin.</p>
<p>ginseng kullanacaksaniz kore kirmizi panax ginseng koku kullanin.50 graminda 50 gram ginseng var.</p>
<p>neden tacirler bu piyasada icinde su bur var deyip kandiriyo saniyosunuz ??? imalati ucuz satisi kolay oldugu icin.sonuc alabiliyormusunuz e devam edin o zaman !!!!</p>
<p>her seyin dogali baska .hic bir sey hakiki ginseng koku gibi etki yapmaz.</p>
<p>KAYNAK: <a href="http://www.beslenmedestegi.com/bitkisel-ilaclar/ginseng-faydalari">http://www.beslenmedestegi.com/bitkisel-ilaclar/ginseng-faydalari</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.panax-clavis.gen.tr/ginseng-bitki-ozunun-bunyenize-yararlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şifalı Yağlar ile Cildimiz</title>
		<link>http://www.panax-clavis.gen.tr/sifali-yaglar-ile-cildimiz/</link>
		<comments>http://www.panax-clavis.gen.tr/sifali-yaglar-ile-cildimiz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Mar 2012 22:51:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Damar Tıkanıklıgı]]></category>
		<category><![CDATA[cildimiz]]></category>
		<category><![CDATA[cilt bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[şifalı yağ]]></category>
		<category><![CDATA[şifalı yağlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.panax-clavis.gen.tr/?p=1345</guid>
		<description><![CDATA[Şifalı Yağlar ve Cildimiz.. Hangi yağ, hangi cilt için uygundur? Aşağıda belirtilen yağlara ait özellikler genel olarak ifade edilmiştir. Eğer allerjik bir bünyeye sahipseniz veya aşağıdaki yağlardan herhangi birine karşı hassasiyetinizi ölçmek istiyorsanız basit bir allerji testi yaptırabilirsiniz. Genel olarak pekçok yağ, masaj sırasında cilde direkt olarak uygulanmaz. Örneğin masaj için avakado yağı hazırlamak isteniyorsa, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><h2>Şifalı Yağlar ve Cildimiz..</h2>
<p><strong>Hangi yağ, hangi cilt için uygundur?</strong><strong></strong></p>
<p>Aşağıda belirtilen yağlara ait özellikler genel olarak ifade edilmiştir. Eğer allerjik bir bünyeye sahipseniz veya aşağıdaki yağlardan herhangi birine karşı hassasiyetinizi ölçmek istiyorsanız basit bir allerji testi yaptırabilirsiniz.</p>
<p>Genel olarak pekçok yağ, masaj sırasında cilde direkt olarak uygulanmaz. Örneğin masaj için avakado yağı hazırlamak isteniyorsa, avakado yağı %10&#8242;u geçmeyecek bir oranda diğer taşıyıcı bir yağ (zeytinyağı, vb.) ile karıştırılacaktır.</p>
<p><strong>Avakado :</strong> Kuru cilt tipi için uygundur. A, B, D, E vitaminlerini içerir.</p>
<p><strong>Ayçiçeği yağı :</strong> Nemlendirici ve besleyicidir.</p>
<p><strong>Bal :</strong> Kuru ciltler için önerilir.</p>
<p><strong>Bergamot :</strong> Yağlı ciltler için iyi gelir, Hassas ciltler dikkat etmelidir.</p>
<p><strong>Biberiye :</strong> Derinden temizlik sağlar, mikrop kırıcı özelliği vardır.</p>
<p><strong>Buğday :</strong> Yıpranmış cildi besler. E vitamini açısından zengindir. A, D vitaminleri, protein ve mineraller içerir.</p>
<p><strong>Gül :</strong> Tüm cilt tipleri için uygundur. Yumuşatıcı ve rahatlatıcıdır.</p>
<p><strong>Havuç :</strong> Tüm cilt tipi için uygundur. Özellikle yüz temizliği için idealdir. Beta-Carotene, A, B, C, D, E vitamini açısından zengindir.</p>
<p><strong>Hindistancevizi :</strong> Cildi besler.</p>
<p><strong>Hint yağı :</strong> Cildi besler.</p>
<p><strong>Jojoba : </strong>Tüm cilt tipleri için uygundur. A vitamini açısından zengindir.</p>
<p><strong>Kayısı :</strong> Tüm cilt tipleri için uygundur. Özellikle yüz temizliği için idealdir. Akneleri temizler. A vitamini ve mineraller içerir.</p>
<p><strong>Keten yağı :</strong> Yüz bakımında parlatıcı olarak kullanılır.</p>
<p><strong>Kil : </strong>Ölü derileri temizler.</p>
<p><strong>Lavanta :</strong> Hassas veya yağlı ciltler için uygundur. Akne tedavisinde kullanılır.</p>
<p><strong>Limon :</strong> Yağlı ciltler için uygundur. Hassas ciltler dikkat etmelidir.</p>
<p><strong>Menekşe :</strong> Hafif mikrop kırıcıdır. Hassas ciltler dikkat etmelidir.</p>
<p><strong>Mısır Yağı :</strong> Yüksek miktarda E vitamini içerir.</p>
<p><strong>Nane :</strong> Hassas ciltler dikkat etmelidir.</p>
<p><strong>Papatya :</strong> Hassas ciltler için uygundur. Yumaşatıcı ve rahatlatıcıdır. Akne tedavisinde kullanılır.</p>
<p><strong>Portakal :</strong> Kuru cildi besler, çok iyi bir cilt toniğidir. Kokusu ferahlatıcıdır.</p>
<p><strong>Susam yağı </strong>: Cildi besler. E vitamini, protein, mineral ve amino asitler içerir.</p>
<p><strong>Tarçın : </strong>Hassas ciltler dikkatli kullanmalıdır.</p>
<p><strong>Tatlı Badem : </strong>Tüm cilt tipleri için uygundur. Protein, vitamin ve mineraller açısından zengindir.</p>
<p><strong>Yasemin : </strong>Kuru ciltler için uygundur.</p>
<p><strong>Zencefil : </strong>Hassas ciltler dikkatli kullanmalıdır.</p>
<p><strong>Zeytinyağı :</strong> Cildi besler, nemlendirir.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.bitkialemi.com/?sayfa=makale&amp;id=265">http://www.bitkialemi.com/?sayfa=makale&amp;id=265</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.panax-clavis.gen.tr/sifali-yaglar-ile-cildimiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ada çayı nedir</title>
		<link>http://www.panax-clavis.gen.tr/ada-cayi-nedir/</link>
		<comments>http://www.panax-clavis.gen.tr/ada-cayi-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Mar 2012 14:19:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Damar Tıkanıklıgı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ada çayı]]></category>
		<category><![CDATA[adaçayı]]></category>
		<category><![CDATA[çay]]></category>
		<category><![CDATA[çay çeşitleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.panax-clavis.gen.tr/?p=1310</guid>
		<description><![CDATA[Ada çayı (Salvia), Diş otu veya Meryemiye olarak da bilinir, ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasından Salvia cinsini oluşturan kokulu bitkilere verilen ad. Bütün Avrupa ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de çokça yetişir. Tüylü ve beyazımsı bir renkte olan yapraklarının kurusu çay gibi haşlanarak içildiği gibi, et yemeklerine koku ve lezzet vermek için de kullanılır. Özellikle karaciğer, ördek, kaz, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><table width="100%" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td dir="ltr" colspan="2" align="center" width="100%" height="298">
<p dir="ltr" align="left"><strong><span style="font-size: small;">Ada çayı</span></strong><span style="font-size: small;"> (<em>Salvia</em>), <strong>Diş otu</strong> veya <strong>Meryemiye</strong> olarak da bilinir, ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasından <em>Salvia</em> cinsini oluşturan kokulu bitkilere verilen ad. Bütün Avrupa ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de çokça yetişir. Tüylü ve beyazımsı bir renkte olan yapraklarının kurusu çay gibi haşlanarak içildiği gibi, et yemeklerine koku ve lezzet vermek için de kullanılır. Özellikle karaciğer, ördek, kaz, tavuk ve av hayvanlannın kızartmalannda çok hoş bir koku ve tat verdiği için kullanılir. Avrupa ülkelerinin mutfaklannda kızarmış patateslerin, hamurlara koyulan yağların kokulandınlmasında, salamuralarda, etlerin dinlendirilmesinde çok kullanılır.</span></p>
<p dir="ltr" align="left">
<p dir="ltr" align="left"><span style="font-size: small;"> Adaçayı 30-70 cm boyunda olan bitkinin menekşe renkli çiçekleri halka dizilişlidir. Karşılıklı olan beyaz keçeli yaprakları gümüş gibi parıldar ve acımtırak, ıtırlı bir koku yayarlar. Bahçe ada çayı, güneşli bir yerde yetiştirilmelidir. Don olayına karşı duyarlı olduğu için, kış boyunca çam dalları ile örtülmesi doğru olur. Ülkemizde İzmir bölgesinde bahçe adaçayı yetiştirilmektedir. Bir başka tür olan çayır ada çayı (<em>Salvia pratensis</em>), çayırlarda, bayırlarda ve meralarda yetişir. Çevresine ıtırlı hoş bir koku yayan mavi–menekşe renkli çiçeklerin pırıltısı uzaklardan seçilebilir. Çayır ada çayı (Anadolu adaçayı) batı ve güney-batı Anadolu&#8217;da bol olarak yetişmektedir. Anadolu <b>ada çayı</b>ndan &#8220;elma yağı&#8221; veya &#8220;acı elma yağı&#8221; denilen yağ da üretilmektedir. Bu tür adaçayı da kimyasal yapı ve tedavi etkisi bakımından tıbbi (bahçe) adaçayına benzemektedir.</span></p>
<p dir="ltr" align="left">
<h2 dir="ltr"><span style="font-size: small;"> Toplama/Kurutma</span></h2>
<p dir="ltr" align="left"><span style="font-size: small;">Bitki yaprakları çiçeklenme öncesi, Mayıs-haziran aylarında toplanır. Etken maddelerinin doruğa ulaştığı öğlen saatlerinde toplanan yapraklar, gölgeli ve havdar bir yerde kurumaya bırakılır. İyice kuruduktan sonra ince kıyılarak, hava almayan kaplarda saklanır</span></p>
<p dir="ltr" align="left">
<h2 dir="ltr"><span style="font-size: small;"> Bileşim</span></h2>
<p dir="ltr" align="left"><span style="font-size: small;">Eterli uçucu yağlar, %30 Thujon, %5 Cineol, Linalol, Borneol, Salven, Pinen ve kafur; tanenler, triterpenoitler, flavonlar; Östojen benzeri maddeler; reçineli bileşikler içerir.</span></p>
<p dir="ltr" align="left">
<h2 dir="ltr"><span style="font-size: small;"> Tarihçe</span></h2>
<p dir="ltr" align="left"><span style="font-size: small;">Bu bitkinin çiçekleri, gargara ve adaçayı sirkesi yapmak için toplanır (bir avuç çiçek, doğal sirkenin içinde bir süre bekletilir) ve elde edilen sirke, uzunca bir süre hasta yatağından kalkamayan kişilere rahatlatıcı ve canlandırıcı anlamda sürülerek, masaj yapılır. Yapraklar daha çiçeklenme başlamadan, mayıs ve haziranda toplanır. Bitki kuru ve güneşli günler boyunca, eterli yağlar oluşturduktan sonra, yapraklar öğlen güneşinde toplanır ve gölgede kurutulur. Adaçayı, çok eski çağlarda da ünlü bir şifalı bitki olarak tanınırdı. 13. Asırdan kalma bir dizede şöyle deniyor: “Eğer dikmişsen adaçayını bahçeye, ne gerek var ölmeye!&#8221;</span></p>
<p dir="ltr" align="left"><span style="font-size: small;">Adaçayının eski çağlarda da ne büyük bir övgü ile anıldığını, çok eski bir şifalı bitki kitabı şöyle anlatıyor: &#8220;Kutsal Meryemana, Bebek İsa ile Herodes’un gazabından kaçmak zorunda kaldığında, kendisini saklamaları için, çayırdaki tüm çiçeklerden yardım istemiş, ama hiçbir çiçek ona yanıt vermemiş. İşte o zaman adaçayı eğilmiş ve Meryemana sığınacak bir yer bulmuş. Onun sık ve koruyucu yapraklarının arasına girerek Herodes’un askerlerinden saklanmış ve askerler onu görmeden geçip gitmişler. Tehlike geçiştirildikten sonra, saklandığı yerden çıkan Meryemana, tatlı sesiyle adaçayına şöyle demiş: Bu andan sonra sonsuza dek insanların en çok sevdiği çiçek sen olacaksın. Seni, insanları tüm hastalıklardan koruyacak kadar güçlü kılıyorum. Bana yaptığın gibi, onları da ölümden kurtar!” İşte o zamandan beri adaçayı, insanları iyileştirmek ve onlara yardım etmek için her yıl yeniden çiçekleniyor.</span></p>
<h2 dir="ltr" align="left"><span style="font-size: small;"> </span></h2>
<h2 dir="ltr"><span style="font-size: small;"> Faydası</span></h2>
<p dir="ltr" align="left"><span style="font-size: small;">Adaçayı sıkça içildiğinde tüm bedeni güçlendirir, kalp krizi tehlikesini azaltır ve kötürümlüklerde çok yaralıdır. Gece terlemelerinde ve aşırı terlemelerde, lavanta çiçeğinin yanı sıra, yardımcı olabilecek tek bitkidir. Gece terlemesine neden olan hastalığı iyileştirir ve bu hastalıkla el ele giden aşırı güçsüzlüğe, canlandırıcı etkisi sayesinde son verir. Hastalık sonrası güçsüzlük hallerinde başarıyla kullanılabilir. Pek çok doktorun, ada çayının değerli özelliklerini artık iyice tanımış olduklarını biliyoruz (Referans1: M.Treben). Onu kramplarda, omurilik rahatsızlıklarında, beze hastalıklarında ve organ titrekliklerinde büyük bir başarıyla kullanıyorlar. Yukarda belirtilen hastalıklarda, günde 2 su bardağı çay yudumlanarak içilmelidir. Ada çayı, hasta karaciğeri de çok olumlu etkiler, onunla ilgili tüm rahatsızlıkları giderir ve gazları yok eder. Kan temizleyici etkisi vardır. Solunum organlarını ve mideyi balgamsı salgılardan temizler, iştah açıcıdır. Mideyi ve bağırsakları rahatlatır, gazların dışkılanmasını sağlar. Kramp çözücü etkisi sayesinde, ishalde çok rahatlatıcıdır. Böcek sokmalarında, sokulan bölgeye adaçayı yaprağının tozu uygulanır. Ada çayı, dıştan uygulandığında, yaprağın tozu uygulanır. Ada çayı dıştan uygulandığında (Çalkalama ve Gargara), bademcik iltihabı, boğaz hastalıkları, diş iltihaplanmaları, yutak ve ağız boşluğu iltihaplanmalarında veya ülserlerinde özellikle önerilir. Eğer zamanında adaçayı kullanılmış olsaydı, pek çok çocukta ve yetişkinde bademcik ameliyatına gerek kalmayabilirdi. Bedenimizin polisleri olarak, zehirli maddeleri yakalayan ve zararsız hale getiren bademcikler alındığında, ağızdan giren zararlı maddeler doğruca böbreklere ulaşırlar. Ada çayı, sallanan dişlere, dişeti çekilmesine ve kanamasına karşı da (Çalkalama ve Gargara) başarıyla kullanılabilir veya bitki çayına batırılan pamuk hasta bölgelere uygulanır. Ayrıca dıştan kullanımda da, gargara ve çalkalamaların yanısıra yara kompresi olarak da kullanılabilir. Sinirli ve yorgun olan kişiler ve dölyatağı (rahim) hastalığı çeken kadınlar arada sırada ada çayı oturma banyoları almalıdırlar. Zayıf ve güçsüz çocuklara balla tatlandırılarak içirilir. Bu çay, tahriş kaynaklı öksürüklerde de başarılıdır.</span></p>
<p dir="ltr" align="left">
<p align="justify"><span>Adaçayı, aynı zamanda şişkinlik, ishal ve bağırsak iltihabı rahatsızlıklarında alınır. Çalkalama/gargara yaparak dişeti kanamaları için kullanılır. Haricen uygulandığında, hasar ve yaraları hafifletir, cilt yangılarını tedavi eder. Asya’da bu ilaç kanlı idrar, kanlı balgam, hemorrhoidler için düşünülmüştü. Ve homeopatik (* romatoloji : homeopatik tıp; özel yöntemlerle hazırlanan doğal ürünlerin çoğu kez az miktarlarda alındığında sağlığı düzelteceği inancına dayanan alternatif tedavi yaklaşımı. Bir madde, yüksek dozlarda bir hastalığın semptomlarını oluşturuyor ise, çok küçük dozlarda o hastalığı tedavi edebilir inancına dayanmaktadır. Madde her ne kadar seyreltilir ise, o kadar etkili olabilir. Uygulayanlar, küçük dozlarda hazırlanan bitkisel madde veya minerallerin savunma sistemini uyararak etkili olduklarını düşünmektedirler.) pratisyen hekimler anne sütünün taşma olaylarını nizama sokmak için adaçayı kullanırlar. Adaçayı, tüm bu problemlere yararlı olmasına rağmen, henüz doğrulanmamıştır.</span></p>
<p align="justify">
<p dir="ltr" align="justify"><span>      Aynı zamanda da araştırmacılar adaçayının Tip II, insüline bağımlı olmayan şeker hastalarının( *Endokrinoloji : Tip II DM. İnsülin eksikliği veya insüline doku düzeyinde direnç oluşumu söz konusudur. Tüm DM’li hastaların %90’ı bu gruba girer. Genellikle erişkin yaşlarda görülür. Tedavide oral antidiyabetik ilaçlar ya da insülin kullanılır) tedavisi için adaçayının çok önemli bir yeri olduğunu tahkik ettiler.  Yapılan bir çalışmanın göstermiş olduğu pozitif sonuçlar, belgelenmesinin gerekli olduğunu ortaya koydu. </span></p>
<p dir="ltr" align="justify"><span> </span></p>
<p dir="ltr"><strong> <span>Adaçayı nedir; ne sağlar? </span></strong></p>
<p dir="ltr" align="justify"><span>     Amerika Birleşik Devletleri’nde, adaçayı yemekleri lezzetlendirmek için bir baharat olarak değerlendirilir. Adaçayı’nın yurt dışındaki tıbbi kullanımı çok uzun bir tarihe dayanır.Adaçayı, cinsel yolla bulaşan hastalıkları(* Cinsel ilişki veya kontaminasyon sonucu virüsler (HPV), protozoalar (trtikomonaslar), bakteriler (treponema pallidum, gonokoklar, klamidya) ve ektoparazitlerle (scabies sarcoptei) ile geçen sifiliz, AIDS, uyuz, şankroid, üretrit, prostat benzeri hastalıkları ifade etmektedir) sağlığa kavuşturur, böcek ısırığı için iyi gelir ve hala Avrupa’da boğaz ağrıları için gargara yapılarak kullanılmaktadır. Antibakteriyel nitelikleri vardır, virüs ve mantar gelişimine engel olur. Gerginliği, burukluğu geçirir; terlemeyi ve diğer salgıları azaltır.</span></p>
<p dir="ltr" align="justify"><span>      Bu bitkinin ezilmiş hali, kurutulmuş yaprakları, adaçayı çiçekleri yağının çıkarılması, yaprakları ve tohumları da şifa vermesi bakımından çok önemlidir. Akdeniz Bölgesi yerlileri, tüm Avrupa ve Kuzey Amerika’da adaçayı yetiştirilmektedir. </span><strong><span> </span></strong></p>
<p dir="ltr" align="justify">
<p dir="ltr"><strong> <span> Özel önlemler</span></strong></p>
<p dir="ltr" align="justify"><span>      Küçük bir tehlike olmasına rağmen, adaçayı dozajın üzerinde kullanılınca aynı etkileri sağlamayabilir. Bu durumlarda yan etkileri oluşabilir.</span></p>
<p dir="ltr" align="justify">
<p dir="ltr"><strong> <span>Olası ilaç etkileşimleri</span></strong></p>
<p dir="ltr" align="justify"><span>       Hiçbir etkileşimi olmadığı bildirilmiştir.</span></p>
<p dir="ltr" align="justify">
<p dir="ltr"><span> </span><strong><span>Özel bilgi: Eğer hamileyseniz ya da emdiriyorsanız </span></strong></p>
<p dir="ltr" align="justify"><strong> <span> </span></strong><span>    Hamilelik süresince bu ilacı almayın.</span></p>
<p dir="ltr" align="justify">
<p dir="ltr"><span> </span><strong><span>Nasıl hazırlanır?</span></strong></p>
<p dir="ltr" align="justify"><span>      İlacın toz halinde yapılmış ve bronşit için kullanımı açısından 1.66 ons toz halindeki ilaç 2.66 ons bal ile karıştırılır. (1 ons 28.3 gramdır.)</span></p>
<p dir="ltr" align="justify">
<p dir="ltr" align="justify"><span>    Gargara ve çalkalamak için hazırlanışı 2.5gram adaçayı (ya da 2-3 damla adaçayı yağı) 3 ons su ile karıştırılır. Ya da başka bir seçenek olarak, 5 gram (1 çay kaşığı dolusu) bu alkollü esansı bir bardak suyun içerisinde kullanın. Aynı zamanda sulandırılmamış alkollü esans iltihaplı mukoza zarına (sümük dokuya) hemen etkisini gösterir.</span></p>
<p dir="ltr"><span> </span><strong><span>Türüne özgü dozajı</span></strong></p>
<p dir="ltr" align="justify"><span> </span></p>
<p dir="ltr" align="justify"><span> Günlük normal dozajı: </span></p>
<p dir="ltr" align="justify"><span> Kurutulmuş adaçayı : 4 – 6 gram arası (1 çay kaşığı dolusu)</span></p>
<p dir="ltr" align="justify"><span> Adaçayının zaruri yağı : 2 – 6 damla arası </span></p>
<p dir="ltr" align="justify"><span> Adaçayı ruhu (alkollü esansı) : 2.5 – 7.5 gram arası (1 çay kaşığı dolusunun yarısı “1½ “) Sıvı halde adaçayı esansı : 1.5 – 3 gram arası (1 çay kaşığı dolusunun yarısı – çeyreği arası) Adaçayı balı : sabahları ve yatmadan önce 1 çay kaşığı dolusu</span></p>
<p dir="ltr" align="justify"><span> Toz halinde adaçayı : aşırı terlemeler için her yemekten önce 1 kapsül</span></p>
<p dir="ltr" align="justify"><span> Işık ve rutubetten saklanarak biriktirilmelidir.</span></p>
<p dir="ltr" align="left"><span> </span><span style="font-size: medium;"><strong>Adaçayı uçucu yağı ve faydaları:</strong></span><br />
<span style="font-family: Arial; font-size: small;">Adaçayı uçucu yağı, adaçayı yapraklarının su buharı distilasyonu ile elde edilir.<br />
Yaş yapraklarda %1 ve kuru yapraklarda %2-3 oranında uçucu yağ bulunur. </span></p>
<p dir="ltr" align="left"><span style="font-family: Arial; font-size: small;">Bu uçucu yağ (Adaçayı esansı): </span> <span style="font-size: small;">yara iyileşmesinde, cildin gerilmesinde, regl sancılarında, streste, baş ağrılarında, yorgunlukta, bronşit ve astımda etkilidir. Antiseptik özelliğe sahip olduğu için cilt temizliği, bakımı ve problemlerinde kullanılır. </span></p>
<p dir="ltr"><strong> <span>Dozajın üzerine çıkılırsa</span></strong></p>
<p dir="ltr" align="justify"><strong> <span> </span></strong></p>
<p dir="ltr" align="justify"><span>     Dozajın çok üzerinde alkollü esansı ya da zaruri yağından çok fazlasını almanız </span><span style="font-size: small;">dolaşımınıza ani zarar verebilir.</span></p>
<p dir="ltr" align="justify">
<p dir="ltr" align="justify">     Dozajı aşmanız durumundaki belirtiler: hararet, sıcaklık hissi oluşur, kalp atışı hızlanır ve baş dönmesi olur. Bir dozaj aşımına dair şüphe durumlarında, derhal tıbbi yardım alınız.</p>
<p dir="ltr">
</td>
</tr>
<tr>
<td dir="ltr" colspan="2" align="center" width="100%" height="16"></td>
</tr>
<tr>
<td dir="ltr" colspan="2" align="center" width="100%" height="1"></td>
</tr>
<tr>
<td dir="ltr" colspan="2" align="center" width="100%" height="1">
<p dir="ltr" align="justify"><span>     </span></p>
<p align="left"><strong> Bilim adamları alzheimer için aranan ilacı mutfakta buldu. Adaçayının alzheimer sendromlarından unutkanlığa karşı etkili olduğu açıklandı. </strong></p>
<p align="left">Şifalı bitkilerle ilgili en eski metinleri inceleyen Britanyalı bilim adamları, adaçayının hafıza üzerinde etkili olduğu sonucuna vardı. Britanya&#8217;nın New Castle ve Northumbria Üniversitelerinde yürütülen araştırma için 44 denek seçildi. Deneklerin bir kısmına adaçayı yağı, bir kısmınaysa etkisiz maddeler içeren tabletler verildi. Daha sonra yapılan kelime hatırlama testlerinde adaçayı tableti alanların çok daha başarılı olduğu görüldü.<br />
Araştırma ekibinden Nicola Tildsey, &#8220;Bu çalışma, yüzyıllar önce şifalı bitkilerle uğraşanların çalışmalarının ne kadar değerli olduğunu ve bazı hastalıklar için onların söylediklerinin ciddi biçimde ele alınması gerektiğini ortaya koydu&#8221; dedi.<br />
Adaçayının alzheimer üzerindeki etkileriyle ilgili daha geniş kapsamlı bir araştırma başlatan ekibe ilham verenlerin arasında John Gerard&#8217;ın 1597 tarihli kitabı da vardı. Gerard, adaçayının hafızayı güçlendirip, kafayı çalıştırdığını söylüyordu.<br />
Araştırma, İngiliz Şifalı Bitkiler Araştırma Merkezi&#8217;nin (MPRC) daha önceki bulgularıyla da uyumlu. MPRC&#8217;nin araştırmasında, adaçayının, alzheimer nedeniyle azalan bir beyin kimyasalını koruduğu görülmüştü. Ortalama ömrün artmasıyla yaygınlaşan alzheimer, ilaç endüstrisinin en aktif olduğu alanlardan. Adaçayının antioksidan ve iltihapları giderici özellikleri de bilimsel araştırma konusu.</p>
<p align="left">Kaynak: <a href="http://www.50mucizebitki.com/adacayi.html">http://www.50mucizebitki.com/adacayi.html</a></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.panax-clavis.gen.tr/ada-cayi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>şifalı taşlar</title>
		<link>http://www.panax-clavis.gen.tr/sifali-taslar/</link>
		<comments>http://www.panax-clavis.gen.tr/sifali-taslar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Mar 2012 13:18:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Damar Tıkanıklıgı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[şifa]]></category>
		<category><![CDATA[şifalı taşlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.panax-clavis.gen.tr/?p=1300</guid>
		<description><![CDATA[Olivin taşı Olivin taşı, rengi bağlı olduğu zümrüt familyasının yeşil rengini taşır. Olivin taşı bedeni temizleyip zihin dinginlği ve tazeliği sağlar. Düşüncede ve duygularda kaygı düşüncelerini yok ederek rahatlama hissi verir. Ayrıca kalp, ciğer, dalak ve böbrek rahatsızlıklarının üzerinde olumlu etkileri vardır. Diğer ismiyle zebercet taşı olan olivin taşı renginin verdiği pozitif duyguları taşıyanlara yansıtır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><div><a href="http://www.sifalitaslar.com/olivin-tasi.html" rel="bookmark">Olivin taşı</a></div>
<div></div>
<div>
<div>
<p>Olivin taşı, rengi bağlı olduğu zümrüt familyasının yeşil rengini taşır. Olivin taşı bedeni temizleyip zihin dinginlği ve tazeliği sağlar. Düşüncede ve duygularda kaygı düşüncelerini yok ederek rahatlama hissi verir. Ayrıca kalp, ciğer, dalak ve böbrek rahatsızlıklarının üzerinde olumlu etkileri vardır. Diğer ismiyle zebercet taşı olan olivin taşı renginin verdiği pozitif duyguları taşıyanlara yansıtır.</p>
<p>İnsanlara neşe ve sevinç hissini vererek daha canlı olmalarını sağlar. Gereksiz kaygı ve korkulara son vererek rahatlama hissi verir. Kendi iç dünyanızın farkındalığını bilerek ve isteyerek artırarak, kişisel gelişim anlamında gelişmenizi sağlar. Kıskançlık gibi duyguları besleyenler için taşınması gereken bir taştır. Çünkü bu duyguları yok ederek iyimserlik verecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Olivin diğer adıyla zebercet taşı olumlu duygu ve düşüncelerin taşıdır. Vericilik konusunda cömert davranılmasını sağlar. Rengini ve enerjisini vererek daha mutlu olmanızı sağlar. Şifalı taşların sırrı, taşıdıkça ve inandıkça ortaya çıkacaktır. Şeffaf sarı ve açık yeşil rengi taşıyan bu harika şifalı taş, olumlu özellikleriyle enerjisini yansıtır.</p>
<div><a href="http://www.sifalitaslar.com/oniks-tasi.html" rel="bookmark">Oniks taşı</a></div>
<div></div>
<div>
<div>
<p>Değerli taşlardan biri olan oniks taşı ayrılık taşı olarak bilinir. Siyah renge sahip olan bu taş, korku ve kaygı duygularını dengelediği bilinir. Bağımlılıktan kurtulmanızı sağlar. Kendisine taşıyan kişilere enerji verdiği bilinir. Kova, oğlak ve yay burcunun taşıdır. Pozitif düşünce, depresyon azaltıcı ve kendine güven duymanın taşıdır. Oniks taşının kadın erkek ilişkilerini düzenler. Gelecek kaygısı yaşayan kişilerin bu taşı taşımaları önerilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Oniks taşı süs taşı olarak da kullanılır. Ayrıca kişilerin hangi konuda enerjiye ihtiyaçları varsa, bu konuda onlara yardımcı enerjisini verir. Oniks taşının şifalı etkileri, kendisini fiziksel anlamda da gösterebiliyor. Duymayı güçlendiriyor ve iç kulak hastalıklarında tene temas etmek koşuluyla, verimli bir şekilde kullanılır. Aynı zamanda mantar hastalıkları, enfeksiyonlar konusunda kullanılır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rahatsız olan bölgelere günde bir kaç kere teması halinde bu gibi rahatsızlıklara iyi geldiği bilinir. Oniks taşı bilinci artırarak daha fazla sorumluluk sahibi olunmasını sağlar. Çok eski yıllarda bencillik taşı olarak anılırdır. Kontrol ve denge unsuru bir taştır. Kişilerde farkındalık duygusunu açığa vurur. Bunun yanında analitik ve mantıksal düşünmelere neden olur. Çok yönlü ve şifalı bir taş olan oniks taşı kullanımı sayesinde bu özelliklerini açığa çıkaracaktır.</p>
</div>
</div>
<div><a href="http://www.sifalitaslar.com/malahit-tasi.html" rel="bookmark">Malahit taşı</a></div>
<div>
<div>
<p>Malahit taşı yeşil üzerinde daha koyu yeşil çizgiler hakim olan şifalı taşlardan biridir. İsminin anlamı arındırıcıdır. Malahit taşının yatıştırıcı özelliği sayesinde gece uykularını daha rahat uymuş olursunuz. Taşıyan kişilere neşe enerjisi verir. Taşın duygusal anlamda çok güçlü bir enerjisi vardır ve aşırı hassas olduğunuz dönemler de kullanmanız pek tavsiye edilmez. Ağrıların bulunduğu bölgeye koyulduğu zaman hafifletici özelliği vardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Fakat taşın büyüklüğü ağrıyan bölgenin büyüklüğüyle eş değer olmalıdır. Karın ağrısı, adale ve kas ağrılarına iyi gelir. Diğer taraftan cesaret verir ve korkuları uzaklaştırır. Malahit taşı derin düşüncelerden ve kederlerden uzaklaştırmaya yarar. İnsan ilişkilerinde empati yeteneğini geliştirerek daha olumlu bakılmasını sağlar. Malahit taşının en önemli özelliklerinden biri de doğumu kolaylaştıran bir taş olduğuna inanılmasıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ayrıca doğum sırasında doğumu kolaylaştırdığı görülmüştür. Epilepsiye karşı iyi geldiği bilinir. Baş ağrıları için oldukça fayda sağlayan bir şifalı taştır. Verdiği pozitif enerjiyi taşıyana yansıtan bu harika taş, görünüm itibari ile de çok çekicidir. Yengeç, terazi, yay, oğlak ve başak burcunun taşı olarak bilinir. Malahit taşı çok sık bulunan bir bakır cevheridir. Malahit fazla sert bir taş olmadığı için, tıraşlanıp parlatılır mücevhercilik ve sedefçilik de kullanılır.</p>
<div><a href="http://www.sifalitaslar.com/yesim-tasi.html" rel="bookmark">Yeşim taşı</a></div>
<div></div>
<div>
<div>
<p>Yeşim taşı genelde yeşil renkte bulunur. Sarı, beyaz, kahverengi, siyah, kırmızı ya da beyaz lekeli renklerde bulunabilir. Yeşim taşının pisliklerden vücudu arındırmasını sağlar. Diş problemlerinde ağrıları azaltması için kullanıldığı bilinir. Ağzın içine yerleştirilen yuvarlak yeşim taşı, dişin yanında durur ve konuşulduğunda diş için rahatlatıcı etkisi olduğu söylenir ve bilinir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yeşim taşının aşırıya kaça duyguları azalttığı ve hafiflettiği bilinir. Kişilerin görüş açılarına netlik kazandırır. Korku ve endişeleri kişilerin içinde atarak rahatlama duygusu verir. Yeşim taşı elinizde tuttuğunuzda rahatlama hissi ve sıcaklık verir. Kendisini taşıyan kişilerde cesaret ve adalet duyguları verir. Günlük olarak kullanılabilir ve dengeli ve iyileştirici etki verdiği bilinir. Gözleri rahatlatır ve akıl sağlığı konusunda dinginlik ve rahatlama hissi verir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yeşim taşı özellikle öğretmenler ve konuşmacılar tarafından tercih edilen bir taştır. Yeşim taşı renginden dolayı son derece rahatlatır ve huzur verir. Yeşim taşı ikizler, balık, boğa ve terazi burcunu simgeler. Özellikle bu burçları taşıyan kişiler tarafından çok faydalı olacaktır. Yeşim taşı akıl hastalıklarında ve göz hastalıklarında da çok kullanılan bir taştır. Özellikle Çinliler tarafından çok değerli görülen ve kullanılan taşlardan biridir. Bir çok Çinli iş adamının rahatlatıcı etkisinden dolayı ellerinden düşürmedikleri bir taştır.</p>
<div><a href="http://www.sifalitaslar.com/pirit-tasi.html" rel="bookmark">Pirit taşı</a></div>
<div></div>
<div>
<div>
<p>Pirit taşı üzerinde altın benekler oluşmuş çok değişik görünen güzel bir taştır. Hazımlık çekenler için önerilen şifalı taşlardan biridir. Ayrıca kan dolaşımına iyi geldiği bilinir. İnsanlara ve taşıyanlara yaşam enerjisi verir ve ruhsal anlamda temizlik sağlar. Parlak yapısından dolayı dürüstlüğün simgesi olarak bilinir. Diğer ismi enayi altını olarak bilinir. Bereketin ve dürüstlüğün sembolüdür. Pirit taşının kristalleri genellikle küp biçimindedir ve düzgün kesilmiş gibi görünürler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Pirit taşının en yaygın kullanım yeri evlerin giriş kapısının sol yanında bir kasede su içinde bulunur. Çünkü bereket taşıdır ve uğuruna inanılır. Bu şekilde evin bereketinin artacağına inanılır. Pirit taşının beyin fonksiyonlarını artırıcı güce sahip olduğu bilinir. Çevrenizdeki kişilerle uyumlu çalışmanıza sebep olduğu söylenir. Yaşam enerjinizi artırır ve canlılık kazanmanıza yardımcı olur. Enerjisi pozitiftir ve şifalı etkiler sayesinde çok sevilen bir taştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Pirit taşı diğer şifalı taşlardan oldukça farklıdır ve bunu elinize aldığınız zaman fark edebilirsiniz. Gerçek pirit taşı olağanüstü anlamda göz alıcıdır. Ona bakmaktan kendinizi alamazsınız ve tam anlamıyla pozitif bir taştır. Pirit taşı kişilerde irade gücünü her zaman yüksek tutar. Yönetme anlamında güç verir. Taşların şifalı etkilerine inananlar için harika bir taştır. Güçlü enerjisi sayesinde daha olumlu bakabilme yeteneği verir. Kendinize güveninizi artırıcı etkisi olduğu için işte başarı sağlamanıza olumlu anlamda faydaları vardır.</p>
<div><a href="http://www.sifalitaslar.com/magnezit-tasi.html" rel="bookmark">Magnezit taşı</a></div>
<div></div>
<div>
<div>
<p>Yeryüzünde en değerli minerallerden biridir magnezit. Hassas işlenebilme özelliğinden dolayı değerli taşlar olarak pek tercih edilmemektedir. Ticari ve tıbbi anlamda kullanılır ve beyaz, gri, sarı, kahverengidir. Ruhu geliştiren ve analiz etme yeteneğini açığa çıkaran taşlardan biri olarak kabul edilir. Analiz etmek, kendini tanımlamak ve araştırmacı ruhu ortaya çıkarmada yardımcı olduğu bilinen taşlar arasındadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu taşı kullanan kişilerin iç huzurunu hissettikleri ve bunu yansıttıkları bilinir. Koç burcunun uğurlu taşı olarak bilinir. Koç burcunu taşıyan kişilerin magnezit taşını taşımasını önerilir. Sarı ve bunun yanında bir kaç renge sahip olması tercihi size bırakacaktır. Motive olmak, hayal gücünü canlı tutmak ve farkındalığa varmak için magnezit taşı önerilir. Renkleri ile harika bir enerji verir ve enerjisi çok yüksek bir taştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Magnezit doğada sert parçalar şeklinde ve kristal olarak bulunur. Endüstriyel açıdan yaygın bir ticari materyallerden biridir. Kişileri motive etme özelliği ile bilinir. Kolay bulunur ve taşların kullanılması halinde dinginlik verir.</p>
<div><a href="http://www.sifalitaslar.com/opal-tasi.html" rel="bookmark">Opal taşı</a></div>
<div></div>
<div>
<div>
<p>Opal taşı gökkuşağı taşı, panzehir taşı ve yetenek taşı isimleri olarak da anılır. Opal taşı şifalı olan taşlardan biridir. Kırmızı, renksiz, beyaz, pembe, mavi ve karışık gökkuşağı renginde bulunur. Saydam ve yarı saydam şeklindedir. Sevgi, umut ve şefkat duygularını açığa çıkarır. Yeraltındaki hareket halinde olan suların, kayalar arasındaki boşluklarda çökelmesi suretiyle oluşur. Opal taşı asında renksizdir fakat renksizine az rastlanır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Opal taşının göz sağlığına iyi geldiği bilinir. Parasal konularda da şans getirdiğine inanılır. Duygular ve akıl konusunda bütünlük sağladığı söylenir. Kişide özgüveni artırır ve kötü huylardan koruduğu bilinir. Utangaçlığın azalmasına yardımcı olur. Opal taşının vücut sıcaklığına göre renk değiştirdiği söylenir. Stresi ortadan kaldırır ve duygusal anlamda rahatlık hissi verir. Opal taşı mücevher olarak kullanılır.</p>
<p>Opal taşı terazi, akrep, yay ve balık burcunu temsil eder. Negatif duyguların yok olmasına yardımcı olur. Avuç içinde renk değiştirme gibi özelliği olan değerli ve yegane taşlardan biridir. Opal taşının sezgileri güçleri özelliği vardır. Opal taşı duygusal anlamda rahatlama verir ve taşıyan kişilerde stresi azaltır. Kendinize olan güven duygularınızı taze tutmak için opal taşını takı olarak kullanabilirsiniz.</p>
<p>Kaplan gözü taşı en değerli şifalı taşlardan biridir. Kuvars grubuna ait bir taştır. Parlatıldığı zaman ipeksi bir görünüm kazanır. Kaplan gözü taşı yanardönerli özellik taşır. Kaplan gözü taşı sevgililerin taşıdır ve duygulara hitap eder. Yüzük ya da kolye olarak kullanılabilir. Kaplan gözü taşının astım hastalıklarına iyi geldiği bilinir. Aynı zamanda sinir sistemi bozukluğu durumunda devreye girerek rahatlatıcı etkisini gösterir. Duygusal anlamda müthiş dengeleyicidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaplan gözü taşının bağımsızlık taşı olarak nitelendirildiği bilinir. Çünkü taşıyan kişilerin kendine olan güveni sayesinde başkalarına bağlanmadan yaşamalarını sağladığı bilinir. Kaplan gözü taşı oğlak ve yengeç burçlarının taşı olarak bilinir. Rengi sarı, kahverengi bandımsı bulunan siyah çizgilerdir. Camsı, yanardöner ve ipeğimsi bir görünümü vardır. Kaplan gözü taşı sahiplenme duygusunu artırır. Bunun yanında uykusuzluğa iyi gelir ve zihinsel sakinlik verir. Taşıyan kişilerde odaklanma kolaylığı ve cesaret verir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaplan gözü taşı Avustralya, Güney Afrika ve Burma’ da çıkarılır. Şifalı taşlar arasında bulunan kaplan gözü tespih, kolye, küpe ve yüzüklerde çok hoş görünen takılar arasındadır. Takan kişilerde hayatın olumlu yanını görme sezgilerini güçlendirir ve açığa vurur. Taşların dilini bilen ve taşıyan kişiler için kaplan gözü taşı çok faydalı olacaktır. Ayrıca kişilerdeki inadı kırma gibi bir özelliği vardır. Duygusal anlam da dengeleyici olduğu için sinir sistemini dengede tutacaktır. Bayan ve erkeklerde takı olarak çok şık duran kaplan</p>
<div><a href="http://www.sifalitaslar.com/topaz-tasi.html" rel="bookmark">Topaz taşı</a></div>
<div></div>
<div>
<div>
<p>Topaz taşı kuvvetli ve güçlü şifalı taşlardan biridir. Topaz taşı bir çok hastalığa iyi gelir. Topaz taşının diğer ismi sarı yakuttur. Diğer adı ise aşk taşıdır. Topaz taşının ismi gibi farklı renkleri bulunmaktadır. Nadir bulunan taşlardan olmasının yanı sıra, mücevher olarak çok tercih edilen bir taştır. Bunun için çok değerli taşların arasındadır. Aslan, ikizler, başak, oğlak, yay ve yengeç burcunun taşı olarak anılır. Bu burcu taşıyan kişilere pozitif enerji verdiği söylenir ve bilinir.</p>
<p>Topaz taşının şifa niyetine de kullanıldığı bilinir ve uygulanır. Uykusuzluk sorununa çare olduğu bilinir. Kan dolaşımı bozukluğu sebebiyle ortaya çıkan gerginlik ve uykusuzluğa iyi gelen şifalı bir taştır. Bedeni gevşetir ve dolayısıyla rahat bir uyku alınmasına yardımcı olur. Turuncu renkli topaz taşı neşe ve cesaret duygularını ortaya çıkarır. Topazın güçlü enerjisi ruhumuza yansır ve renk yelpazesi ile tercih etmek bize kalır.</p>
<p>Şeffaf veya yarı şeffaf renkli olan topaz taşı ise ruhsal bakımdan iyi hissedilmesine yol açar. Topaz taşı Rusya, Amerika, Almanya, Çin, Brezilya ve Pakistan’ dan çıkarılır. Mavi topaz en çok tercih edilen taşlardan biridir. Bolluk ve bereket getirdiğine inanılır. Bunun için mavi topazın anlamı bereket taşı olarak bilinir. Topaz altın ya da tercihen gümüşte mücevher olarak çok tercih edilen taşlardan biridir. Bu değerli ve şifalı taş göz alıcı renkte ve güzelliktedir.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.sifalitaslar.com/">http://www.sifalitaslar.com/</a></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.panax-clavis.gen.tr/sifali-taslar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>lösemi kan kanseri</title>
		<link>http://www.panax-clavis.gen.tr/losemi-kan-kanseri/</link>
		<comments>http://www.panax-clavis.gen.tr/losemi-kan-kanseri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Mar 2012 15:16:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Damar Tıkanıklıgı]]></category>
		<category><![CDATA[kan kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.panax-clavis.gen.tr/?p=1198</guid>
		<description><![CDATA[1. S: lösemi nedir? C: Lösemi halk arasinda kan kanseri diye bilinen hastaliktir. Bu hastalikta çogunlukla kemik iliginden kaynaklanan ve bir tek hücrenin kanserlesmesi, daha sonra bu hücrenin bölünerek çogalip, önce kemik iligini, daha sonra tüm organlari istila etmesi durumu söz konusudur. Eger tedavi edilmezse olay kisa sürede hastanin kaybi ile sonuçlanir. 2. S: Çocuklukta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>1. S: <b>lösemi</b> nedir?<br />
C: <i>Lösemi</i> halk arasinda kan kanseri diye bilinen hastaliktir. Bu hastalikta çogunlukla kemik iliginden kaynaklanan ve bir tek hücrenin kanserlesmesi, daha sonra bu hücrenin bölünerek çogalip, önce kemik iligini, daha sonra tüm organlari istila etmesi durumu söz konusudur. Eger tedavi edilmezse olay kisa sürede hastanin kaybi ile sonuçlanir.<br />
2. S: Çocuklukta <u>Lösemi</u> görülür mü?<br />
C: Çocuklarda en sik görülen kanser türü Lösemidir. Beyaz irkta çocukluk çaginda Löseminin sikligi 100.000 canli dogumda yaklasik 5 kadardir.</p>
<p>3. S: Lösemi çocuklarda en sik hangi yaslarda ortaya çikar?<br />
C: Lösemi en sik 2 &#8211; 5 yaslari arasinda görülür. Bu dönem çocuklarda Lenf dokusunun en aktif oldugu dönemdir.<br />
4. S: Çocuklarda Lösemiye neden olan faktörler nelerdir?<br />
C: Herseyden önce tüm kanserler gibi Löseminin de genetik bir hastalik oldugunu, yani vücudumuzdaki kanser önleyici veya kanser yapici genlerdeki bazi bozukluklar sonucu ortaya çiktigini bilmek gerekir. Bu bozulmayi kolaylastiran bazi faktörler vardir. Bunlar arasinda iyonizan radyasyon, bazi virüsler, bazi kimyasal maddeler ve bazi genetik hastaliklar sayilabilir.<br />
5. S: Löseminin belirtileri nelerdir? Bir ebeveyn hangi durumlarda Lösemiden süphelenmelidir?<br />
C: Löseminin klinik belirtileri birçok hastalik ile karisir. Halsizlik, istahsizlik, solukluk, düsmeyen ates, deride morluklar veya küçük kirmizi kanama odaklari, burun ve dis etlerinden kanama, karinda sislik, lenf bezlerinde büyüme, kol ve bacak agrilari bunlar arasinda sayilabilir. Bunlardan birinin veya birkaçinin olmasi durumunda bir çocuk kan ve kanser hastaliklari uzmanina basvurulmalidir.<br />
6. S: Lösemi ölümcül bir hastalik midir? Bu hastalikta sag kalma orani nedir?<br />
C: Lösemi çocukluk çaginda görülen kanserler arasinda tedavi sansi en yüksek olanlardan biridir. Günümüzün modern tedavi protokolleri ile akut Löseminin genel anlamda tedavi sansi %70 &#8211; 75 dir. Bazi Lösemi tiplerinde bu oran %90 in üzerine çikmaktadir.<br />
7. S: Lösemi tedavisi için yurtdisina gitmek gerekir mi, yoksa tedavi olanaklari ülkemizde de mevcut mudur?<br />
C: Ülkemizde Löseminin her türlü tedavisi en modern sartlarda ve yurt disindan çok daha ucuza yapilabilmektedir. Bunun için yurt disina gitmek gereksizdir.<br />
8. S: Lösemi olusmasinda yiyeceklerin bir rolü var midir?<br />
C: Lösemi ile yiyecekler ve yiyecekler içindeki koruyucu maddeler arasinda bugüne kadar herhangi bir iliski gösterilememistir.<br />
9. S: Lösemi olusmasinda ebeveynin ihmali söz konusu mudur?<br />
C: Hamilelik sirasinda sigara içmek veya uyusturucu kullanmak ile veya hamileligin ilk 3 ayinda röntgen çektirmek ile Lösemi olusumu arasinda ilgiye isaret eden bilgiler vardir. Bu tür davranislardan kaçinilmalidir.<br />
10. S: Lösemi tedavisi her hastanede yapilabilir mi?<br />
C:Hayir, Lösemi tam donanimli ve Çocuk Kan ve Kanser Hastaliklari bölümü bulunan bir hastanede tedavi edilmelidir. Bu hastaligin tedavisi ancak bu konudaki uzman kisiler tarafindan yapilmalidir.<br />
Çocukluk Çagi Kanserleri (Ç.Ç.K.) tüm kanserler içerisinde % 2 oraninda görülür. 15 yas altindaki tüm çocukluk çagi içerisinde rastlanilan ölümlerin %10’nu ÇÇK nedeni iledir. Çocukluk çagi kanserlerinin eriskin dönemde görülen kanserlerden klinik, biyolojik ve ve genetik bakiminda bir çok farkliliklari bulunmaktadir. Amerika’daki SEER programi sonuçlarina göre Bir milyon nufuslu bir popülasyonda her yil yeni kanser görülme sikligi 129.77 çocuk olarak bildirilmistir. En fazla 0-5 yas arasinda görülmektedir.ÇÇK’lerinin görülme sikliginin ülkelere ve çografi bölgelere göre degisiklik gösterdigi saptanmistir. Örnegin Akut lenfoblastik lösemiye en fazla Çin, Japonya ve Amerika’da rastlanirken, Ortadogu ve Afrika’da daha az rastlanilmaktadir. Yine Lenfomalara en fazla Afrika rastlanirken , Japonyada en az rastlanilmaktadir.<br />
Genel olarak çocukluk çaginda görülen kanserlerin sikligi Tablo-1’de verilmistir 1 . Bu siralamaya göre en fazla görülen hastalik lösemilerdir.</p>
<p>HASTALIK ADI ve GÖRÜLME SIKLIGI (%)</p>
<p>Akut Lösemi /ALL,AML)<br />
27.5</p>
<p>Santral sinir sistemi Tüm.<br />
20.7</p>
<p>Lenfomalar<br />
11.3</p>
<p>Nöroblastoma<br />
7.3</p>
<p>Böbrek tümörleri<br />
6.1</p>
<p>Kemik tümörleri<br />
4.7</p>
<p>Rhabdomyosarkoma<br />
3.4</p>
<p>Retinoblastoma<br />
2.9</p>
<p>Diger tümörler<br />
16.1</p>
<p>KANSER NEDENLERI</p>
<p>Çocukluk çagi kanserlerinin nedenleri halen bir çok bilim adami tarafindan arastirilan bir konudur. Bu konuda üzerlerinde durulan en önemli nedenler asagida siralanmistir.</p>
<p>1-Ailesel geçis : Bir ailede kanser görüldügünde anne ve babayi endiselendiren en önemli soru , diger çocuklarinda da kanser görülüp görülmeyecegidir ? Bu soruya hemen evet veya hayir demek zordur. Ancak kanserin bazi türlerinin ailsel geçis özelligi olabilir. Daha ziyade Down sendromu gibi genetik bozukluga sahip bir çocukta kanserin ortaya çikma ihtimalinin daha fazla olabileceginden bahsedilebilir. Retinoblastoma ve glioma gibi tümörlerin ailesel geçis ile yakin ilskileri olabilir. Bu oran %1-10 arasinda degismektedir. Ayrica kromozom anomalileri bulunan ailelerde kansere meyilden bahsedilebilir. Bu yüzden bir ailede kanser görüldügünde diger aile fertlerinde de görülebilecegini söylemek zordur.</p>
<p>2-Ultraviyole Radyasyonu : Ultraviyolenin cilt kanserlerine yol açtigi bilinmektedir.</p>
<p>3-Ionize radyasyon : Ionize radyasyonun lenfositlerde kromozomal anomalilere yol açarak kansere neden olabilecegi ileri sürülmektedir. Hamilelik döneminde rasyasyona maruz kalan annelerden dogan çocuklarda kanser görülme olasiligi diger çocuklara oranla daha fazladir. Bilindigi gibi 2.Dünya savasi sirasinda Hiroshima ve Nagasaki’ye atilan atom bombasindan sonra o bölgelerde yasiyan ailelerin çocuklarinda kanser görülme insidansinin 3 kat daha fazla artmis oldugu bilinmektedir.</p>
<p>4-Elektromagnetik dalgalar : !979 yilinda Werheimer ve Leeper tarafindan yapilan bir çalismanin sonucunda elektromagnatik dalgalarin ÇÇK’ne yol açabilecegi (Bilhassa lösemi) bildirilmistir.</p>
<p>5-Kimyasal ajanlar : Aflatoksinler, Aromatik aminler,rsenik, Asbestos, Benzene, sigara, Nikel , Polisiklik hidrokarbonlar,trikloroetan ve Vinyl kloride Kansere yol açtigi bilinen kimyasal ajanlardir. Pesatori ve arkadaslari 1993 yilinda Italya Sveso’daki bir endüstiriyel kazadan sonra dioxin ile temas edenlerde kanser riskinin artmis oldugunu vurgulamislardir. Insektisidlerinde kansere yol açabilir.</p>
<p>6-Viral enfeksiyonlar : Ebstein Barr virusünün Burkitt lenfomasina yol açtigi bilinmektedir. Ancak bazi viruslerin insanlarin kromozomlarinda bulunan kanser genlerini aktive ettikleri ileri sürülmektedir.</p>
<p>Sonuç olarak bazi kanser türlerinin haricinde hala kanserin kesin nedeni bilinmemektedir</p>
<p>LÖSEMILER</p>
<p>Günümüzde lösemilerin nedenleri bilinmemekle beraber, hastanin içinde bulundugu çevresel faktörler ve genetik yapisi arasindaki karsilikli etkilesim sonucunda ortaya çiktigi düsünülmektedir. 15 yas altinda her yil yeni hasta görülme sikligi 100.000 kiside 4 olarak bildirilmektedir. En fazla dört yas civarinda görülür. Lösemi blast adi verilen lösemi hücresinin kontrolsüz çogalmasi sonucu basta kemik iligi olmak üzere çesitli organ ve dokulari tutan malin bir hastaliktir. Tedavi edilmedigi zaman ölüm ile sonuçlanir. Ancak günümüzde kullanilan etkili ilaçlar ve kemik iligi transplantasyonu ile çok basarili sonuçlar alinmaktadir. Lösemiler akut ve kronik olarak ikiye ayrilir. Kronik lösemilere çocukluk çaginda nadiren rastlanir. En sik rastlanilan lösemi türü akut lenfoblastik lösemidir.</p>
<p>Akut Lösemi;<br />
Akut lösemiler lenfoblastik ve myeloblastik olmak üzere iki gruba ayrilir. Tedavileri ve sonuçlari farklidir. Akut lenfoblastik lösemiler tedaviye daha iyi yanit verirler.<br />
Klinik : Hastalik solukluk, yorgunluk, kilo kaybi, ates, kemik agrisi, istahsizlik ve halsizlik gibi genel sikayetler ile basliyabilir. Bazen çok kisa sürede doktora müracaat edilen bir klinik tablo gelisebilirken , bazen de aylarca süren hafif belirtiler ile seyredebilir. En fazla romatizma ile karisabilir. Muayenede boyun, kasik ve koltuk altinda bezeler, karaciger ve dalakda büyüme, vücutta toplu igne basi büyüklügünde kizarikliklar ve/veya daha büyük morluklak tespit edilebilir.<br />
Laboratuar: Bu sikayetler ile doktora basvuran hastanin yapilan kan sayimi ve yaymalarindan hastaliktan süphe edilir. Beyaz kürenin bazen 6000 mm3/dl altinda , bazen de 100.000 mm3/dl üzerinde olabilir. Beyaz kürenin yüksek oldugu durumlarda hastalik enfeksiyonlar ile karistirilabilir. Ayrica hemoglobin düzeyinde düsme (kansizlik) ve trombositopeni (kan pulcuklarinin azalmasi) görülebilir.<br />
Tani : Kesin tani kemik iligi muayenesi ile konur.<br />
Tedavi: Kemoterapi, Radyoterapi ve kemik iligi transplantasyonudur.</p>
<p>Tedavi malin hücrelerin ortadan kaldirilmasini hedefler. Hastalikta merkezden merkeze tedavi degisebilmektedir. Esas olarak baslangiçta Indiksiyon tedavisi denilen ve lösemik hücrelerin ortadan kaldirilmasini hedefliyen bir tedavi uygulanir. Bu Hücum tedavisi tam remisyon saglamak için verilir. Tespit edilebilir lösemik hücrelerin kaybolmasi ile hasta remisyonda kabul edilir. Kemik iligi ve kan sayimlari normale döner. Bu tedavi genellikle 4 haftaliktir. Hastalarin %90’ni bu süre içinde tam remisyona girerler.<br />
Lösemik hücrelerinin sayisi azaltildiktan sonra hastaligin tekrarlamamasi için ve tahlillerde görülemiyen kalinti lösemik hücreleri temizlemek için idame tedavisi düzenlenir. Idame tedavisi kiz çocuklarda en az 2 yil , erkek çocuklarda 3 yildir. Bu tedavi yoluyla siddetle kemik iligi baskilandigi için nötropeni (beyaz kürenin düsmesi) gelisebilir.<br />
Hastaligin baslangicinda veya idame tedavisi sirasinda Santral Sinir Sistemi tutulumu tespit edilebilir. En sik belirtiler bas agrisi, kusma ve ense sertligidir.</p>
<p>Hastalik bazen idame tedavisi sirasinda tekrar ortaya çikabilir. Bu nedenle hastalarin düzenli takibi gereklidir.</p>
<p>Prognoz : Hastanelerde kullanilan çesitli yogun kombine kemoterapi protokolleri ile 5 yillik yasam orani çocugunuzun girecegi risk grubuna göre %60 ile % 90 arasinda degismektedir.</p>
<p>TEDAVISI:<br />
Lösemi, son derece uzun, zor ve pahali bir tedavi gerektirmektedir. Lösemi tanisi alan vakalara haftada, ayda bir damardan verilen çok sayida ilaç ve kemoterapi tedavisiyle 2.5 yil kadar süren bir tedavi uygulanir. Bu tedavi sonucunda % 70-85 oraninda tamamen iyilesme saglanabilir. Yanlizca % 5 oranindaki vakalarda ve uygun durumlarda kemik iligi nakli yapilabilir. Türkiye&#8217;de kemoterapi ve kemik iligi nakli bati ülkeleri standartlarinda, basariyla yapilmaktadir.</p>
<p>LÖSEMILI ÇOCUKLAR VE AILELERININ PROBLEMLERI:<br />
- Okuldan uzak kalmak<br />
- Arkadaslari tarafindan dislanmak<br />
- Toplumun bu çocuklarin iyilesme sansinin olmadigini düsünmesi<br />
- Maske yüzünden hastaligin bulasici oldugunun düsünülmesi<br />
- Çocuklarin sosyal etkinliklere katilamamalari (Sinema, tiyatro, &#8230;)<br />
- Çocuklarin sevdikleri yiyeceklerden uzak durma zorunlulugu<br />
- Kan bulamamak<br />
- Parasizlik<br />
- Hastanede çocuklarina refakat etmek isteyen ailelerin is yerlerinden çok sik izin almalari sonucu islerine son verilmesi</p>
<p>LÖSEMİYLE İLGİLİ SORU VE CEVAPLAR</p>
<p>Kırmızı kan hücresi (Eritrosit=Alyuvar)<br />
Kana kırmızı rengini verir, görevi vücudun iptiyacı olan oksijeni taşımaktır. Alyuvarların kandaki normal değerleri: 4.5-4.9 milyon/mm3 tür. Alyuvarlar içlerinde hemoglobin (Hb) taşırlar. Hemoglobinin normal değerleri: 12.0-14.5 g/dl, hematokritin normal değerleri:</p>
<p>Trombosit<br />
Kanın pıhtılaşmasını sağlar. Normal koşullarda kanamayı önler. Böylece vurma, çarpma durumunda kanama durur. Trombositlerin kandaki normal değerleri: 150.000-400.000/mm3 arasındadır.</p>
<p>Beyaz kan hücresi (Lökosit = Akyuvarlar = WBC)<br />
Enfeksiyonlar mücadelede görevlidir. Vücudun bağışıklık sisteminin bir komponentidir. Bakteri ve virüsler ile mücadelede önemli fonksiyonları vardır. Enfeksiyon durumunda akyuvar yapımı artar. Sayı çok düşükse enfeksiyonlara yatkınlık artar.<br />
Akyuvarlar nötrofil, lenfosit, eozinofil, bazofil ve monositlerden oluşur.</p>
<p>Nötrofil<br />
Primer olarak bakterileri öldürür.</p>
<p>Lenfosit<br />
İmmun cevaptan sorumludur. T ve B lenfosit alt grupları vardır.</p>
<p>Eozinofil<br />
Allerjik ve iltihabı reaksiyonlarda rol alır.</p>
<p>Monosit (makrofaj)<br />
İmmun cevaptan özellikle virüs, mantar, tüberküloz gibi etkenlere karşı sorumludur.</p>
<p>Akyuvarların (WBC) kandaki normal değerleri<br />
WBC: 5.000-10.000/mm3<br />
Nötrofil: (WBC&#8217;nin) %50-60&#8242;ı<br />
Lenfosit: (WBC&#8217;nin) %25-35&#8242;i<br />
Eozinofil: (WBC&#8217;nin) %1-3&#8242;ü<br />
Bazofil: (WBC&#8217;nin) %0-1</p>
<p>Kemik iliğinde kök hücresinin farklılaşması, çoğalması ve olgunlaşması sonucu yapılan tüm hücreler kanımıza salınır. Bu hücreler ancak olgun şekillerde vazifelerini yapabilir ve enfeksiyonlarla mücadele edebilirler.</p>
<p>lösemi nedir?<br />
Kan kanseri olarak da adlandırılan lösemi, kan hücrelerinin yapıldığı ve kemiklerin ortasını dolduran doku olan kemik iliğinin hastalığıdır. Kan hücrelerinin hatalı, başı boş, kontrolsüz yapımı sonucu oluşur. Lösemide kan hücreleri hep genç, ilkel kalır ve durmadan çoğalırlar. Bu ilkel şekildeki hücrelere blast denir.</p>
<p>Blast Nedir?<br />
Blast hep genç, ilkel kalan ve vazifesini göremeyen beyaz kan hücresine denir.<br />
Löseminin cinsine göre adlandırılırlar: Lenfoblast, miyeloblast, monoblast gibi.<br />
İnsan yaşamında olduğu gibi kemik iliğinde de hücreler yapılır (doğar), büyür, olgunlaşır, çoğalır, kana verilir, vazifelerini görür ve ölürler. Aslında yeni doğan hücrede bir blasttır. Ancak bu blastlar kemik iliğinin 100 hücresinin 5&#8242;inden azdır ve olgunlaşmasını sürdürür. Lösemide ise hücrelerin hemen hepsi %20-%100&#8242;ü genç ve sorumsuzdur. Sayı olarak hızla ve dengesiz bir artış gösterir. Mikroskopta blastlar tipine göre farklı özel bir görünümdedir.</p>
<p>Lösemi belirtileri nelerdir?<br />
Kemik iliğinde &#8220;lösemi blastları&#8221; ortaya çıkıp sürekli artmaya başladığında, bu artış giderek bir istilaya dönüşür. Kemik iliğinde bir yaşam kavgası başlar. Ancak bir süre sonra lösemi blastları her köşeyi kaplar. Artık kana renk ve dokulara oksijen veren kırmızı kan hücreleri, infeksiyonları önleyen beyaz kan hücreleri, kanamaları durduran trombosit hücreleri yoktur. O zaman çocukta ilk belirtiler ortaya çıkmaya başlar.<br />
Kansızlık: Kırmızı kan hücreleri yapılamadığından hasta soluk, halsiz, iştahsızdır. Çabuk yorulur. Çünkü kalp, beyin, kaslar oksijensiz kalmıştır.<br />
Kanama: Burun kanaması, dışkı-idrarda kanama, deride morluklar, kırmızı mor noktalar, çürükler gibi belirtiler olabilir. Çünkü, artık kanamayı durduran trombositler yoktur veya çok azalmıştır.<br />
Ateş ve infeksiyon: Olgun beyaz kan hücreleri olmadığı için vücut müdafaasız kalır ve tüm mikroplar vücudu işgal edebilir.<br />
Diğer organ tutulum bulguları: Hastalarda blastlar kemik iliğinden kana dökülürler. Bu hastaların kan sayımında çok yüksek sayıda beyaz kan hücresi-blast çıkabilir. Normalde 4.000-10.000/mm3 olan sayı 100.000/mm3&#8242;ü aşabilir. Bazı hastalarda ise çok az sayıda blast kana geçer. Kana karışan blastlar vücudun tüm dokularına yayılabilir. Ama beyin, testis gibi bazı yerleri de özellikle seçerler. Beynin lösemi hücreleri ile tutulumu sonucu baş ağrısı, bulantı, kusma, çeşitli sinir felçleri (yüz felci, ayaklarda felç) görülebilir. Erkeklerde yumurtalıkların tutulumu ile bu bölgede şişlik, kızarıklık, ağrı olabilir.<br />
Lenf bezlerinde büyüme: Lösemi hücreleri lenfatik sistemi tutar ve bu bezlerde büyüme, sertlik olur, gözle görülür ve muayenede ele gelir. Kulak arkası, çene altı, boyun, koltuk altı, kasık gibi bölgelerdeki lenf bezleri tutulur.<br />
Karın şişliği: Lösemik hücrelerin karaciğer, dalağı istila etmesi ile bu organlarda büyüme olur. Karın ağrısı, gerginlik, şişlik görülebilir.</p>
<p>Lösemi tipleri ve sıklığı:<br />
Çocukta lösemi aslında çok nadirdir. Yüzbin çocuktan sadece 3-5&#8242;inde olur. Her yüz lösemili çocuktan yaklaşık %75&#8242;inde &#8220;Akut Lenfoblastik Lösemi&#8221; (ALL), %20&#8242;sinde &#8220;Akut Miyeloid Lösemi&#8221; (AML), %15&#8242;inde &#8220;Kronik Miyeloid Lösemi&#8221; (KML) vardır. Yani lösemi tek tip bir hastalık değildir. Bayaz kan hücrelerinin çeşitli alt gruplarından çıkışlarına göre isim alırlar (nötrofil, lenfosit, monosit v.b).<br />
Eğer hastalık birden başlar, gürültülü, hızlı bir seyir gösterirse ve hızla ilerliyorsa buna &#8220;Akut&#8221; lösemi denir. Buna karşın sinsi, yavaş ve bazen de tesadüfen ortaya çıkıyorsa, &#8220;Kronik&#8221; lösemi adını alır. Kronik lösemide kemik iliği, blastların yanında yeterli, normal hücre de üretir. Bu da kemik iliğine yayılma eğilimi gösteren lösemi hücrelerinin tespit edilmesini geciktirir.</p>
<p>Akut Lenfoblastik Lösemi (ALL)<br />
Çocuklarda en sık görülen tiptir. &#8220;Lenfosit&#8221; adını alan beyaz kan hücrelerinin genç formunun kontrolsüz çoğalması ve işgali ile oluşur. Kısaca ALL diye bilinir. Hücre tiplerine göre L1, L2, L3; yüzey işaretlerine göre de B ve T hücreli olarak ayırt edilir. Genellikle 2-8 yaşlarda olur. Ancak her yaşta da görülebilir. Bilinmeyen nedenlerle erkek çocuklarda kızlardan daha sıktır.</p>
<p>Akut Miyeloid Lösemi (AML)<br />
Çocukluk çağı lösemilerinin %20&#8242;sini oluşturur. AML diye de adlandırılır. Nötrofil, monosit gibi beyaz kan hücrelerinin infeksiyonlarla mücadele ile görevli tiplerinden kaynaklanır. Hücre tipine göre M0, M1, M2, M3, M4, M5, M6, ve M7 olarak ayırt edilir.</p>
<p>Kronik Miyeloid Lösemi (KML)<br />
Bu tip de çocukların değil, erişkinlerin hastalığıdır. Çocuklarda çok nadirdir. Miyeloid seri de denen beyaz kan hücrelerinin hel olgun, hem de ilkel tipleri çoğalır. Sinsi bir gidiş gösteren bu tip lösemiye genelde tesadüfen veya hızla büyüyen dalak-karaciğerin neden olduğu sorunlarla tanı konur.</p>
<p>Lösemi neden gelişir?<br />
Löseminin kesin nedeni bilinmektedir. Ancak çeşitli faktörler lösemi gelişiminde risk oluşturabilir.</p>
<p>Yüksek doz radyasyon<br />
Japonya&#8217;da atom bombası atıldıktan sonra lösemi insidansında belirgin bir artış oluşmuştur (normalden 20-25 kez daha fazla). Bir kişi hamilelik döneminde röntgen çektirirse bebekte lösemi gelişme riski artabilir.<br />
Hodgkin hastalığı nedeniyle ışın ve kemoterapi almış hastalarda 2-12 yıl içinde lösemi gelişme riski %5-10 oranında artar.<br />
Fanconi Anemisi, Nörofibromatoz, Ataksi-Telenjiektazi&#8217;si olanlarda artmış risk vardır.<br />
Kronik Miyeloid Lösemili hastaların %90&#8242;ında kromozom anomalisi (filadelfia kromozomu) bulunur. Tedavi ve kemik iliği nakli ile düzelebilir.</p>
<p>Kimyasal ajanlar ve ilaçları<br />
Bir çok kimyasal ajan ile lösemi gelişimi arasında ilişki bulunmuştur. Bazen, gazolin ile uzun süre temas sonucu 20 kat fazla lösemi riski görülür.</p>
<p>Virüsler<br />
Retroviruslar (RNA tümör viruslar), EBV, HLTV-1 lösemi oluşturabilir.</p>
<p>Tanı (Teşhis)<br />
Yukarıda sıralanan (kansızlık, ateş, kanama vb.) bulgularla doktora getirilen hastaya kesin tanı için bazı testlerin yapılması gereklidir. Çünkü infeksiyöz mononükleoz (öpücük hastalığı), bademcik iltihabı, kansızlıklar, romatizma, menenjit, diğer kanserler, kedi tırmığı hastalığı gibi bazı hastalıklar lösemiyi taklit edilebilir.<br />
İlk yapılacak işlem &#8220;kan sayımıdır&#8221;. Sıklıkla parmak ucundan, bazen damardan alınan kandaki hücre sayıları özel yöntemlerle saptanır (kırmızı kan hücresi-bunu gösteren hemoglobin ve hematokrit, beyaz kan hücresi, trombosit).<br />
Ayrıca bir damla kan lam denen camlara yayılıp boyanarak mikroskopla incelenir. Uzman bir doktor bu kan hücrelerini inceleyerek belli bir sonuç çıkartabilirse de esas tanı kemik iliği incelemesi ile konur.</p>
<p>Kemik iliği aspirasyonu<br />
Kemik iliğini alma işlemi kısa ve zararsız bir olaydır. Ağrı olmasını önlemek için yapıldığı bölge özel ilaçlarla uyuşturulur veya hasta uyutulur. Hasta yüzü koyun yatırılır, kalça bölgesi uygun maddelerle temizlenir ve mikroplardan arındırılır ve uyuşturulur. Daha sonra özel bir iğne ile kalça kemiğinden çok az miktar kemik iliği (enjektör içine) emilir ve aynen kan gibi cam üzerine yayılır, boyanır ve mikroskopta incelenir. Bu incelemede hem löseminin olup olmadığı, hem de tipi belirlenir. Bazen buna ilave bazı kan ve kemik iliği, gen testleri gerekebilir.<br />
Ayrıca blast hücrelerinin nereleri işgal ettiğini araştırmak içinde bazı testler yapılır. Akciğer filmi, karaciğer-böbrek testleri ve bel suyundan örnek alıp bakmak anlamına gelen &#8220;lomber ponksiyon&#8221; işlemleri yapılır.</p>
<p>Lomber Ponksiyon<br />
Beyin-omurilik sıvısının incelenmesi beyin dokosunun lösemi hücreleri ile tutulumunu gösterir. Lomber ponksiyon için hasta oturur veya yatar pozisyonda ve doktora arkası dönük olarak yerleştirilir. Bel bölgesi temizlenir, uyuşturulur ve özel bir iğne ile girilerek bel suyundan birkaç damla örnek alınır. Bu sıvıda kan gibi cama yayılır, boyanır ve mikroskopla bakılarak blast olup olmadığı araştırılır.<br />
Normalde hiç bir hücre yoktur. Varsa beyin-omurilik tutulumundan söz edilir.<br />
Yumurtalıklar (testis) doktor tarafından muayene edilmelidir.<br />
Şişme, renk değiştirme blastların işgaline işaret olabilir.</p>
<p>Kateter Uygulaması<br />
Çocuklara acı veren iğne batırılarak parmak ucundan veya damardan kan alma işlemi yerine veya ilaçların, kan ve kan ürünlerinin deri-deri altı dokulara kaçmadan damar yoluyla verilebilmesi için derin damarlara kateter uygulaması (Hickman, Groschong) yararlıdır. Kateter narkoz altında göğsün sağ veya sol bölgesinden çıkış noktası bulup boyun kısmından derin damarlara yerleştirilir. Haftada 1-2 kez bakımı ve pansumanı gereklidir.</p>
<p>Hastaneye yatış ve tedavi<br />
Bu önemli, ciddi, ancak iyileşmesi mümkün hastalıkla ilk mücadele, hastanede yapılmalıdır.<br />
Bu dönemin bazı özellikleri ve safhaları vardır.</p>
<p>1- Lösemi tanısının aileye söylenmesi:<br />
Mutlaka en zor dönemlerden biridir. Kıymetli evladının özellikle adı nedeniyle çok ürkütücü olan bu hastalığa tutulduğunu öğrenmek anne/baba için zor ve kabullenmesi güç bir durumdur. Bu anı anne/babaların tümü en zor dakika olarak tanımlamaktadırlar. Ancak tanının anne/babaya uygun ve doğru bilgilerin eşliğinde aktarılması doktorun önemli görevidir. Beraberinde psikiyatrist ve psikolog, sosyal uzman ile beraber konunun uzmanı bir doktor aileye tanıyı aktarır ve hastalığı tanıtır. Ayrıca anne/babanın sorularını da cevaplayarak birlikte mücadelenin ilk adımını atar.</p>
<p>2- Çocuğun hastaneye yatışı:<br />
Hastaneye kabülü ile çocuk yepyeni bir dünyaya adımını atar. Yepyeni insanlar, garip aletler, canını da yakan birçok işlemlerle karşılaşır. Çevresi de kendisi gibi çocuklarla doludur. Onlarla ve yeni yaşamıyla bir denge sağlamaya çalışır. Özellikle küçük ise ilk günler sürekli bir isyan halindedir. Ağlar, bağırır, hiç kimseye yakınlık göstermez. Belki yalnız annesine inanır. Daha sonra bir kabullenme ve çevreye yönelme devri başlar. Hala ağrılı işlemler onu rahatsız eder, ama çevresiyle daha ilişkilidir. Bu dönemlerde doktor, hemşire yanında psiko-sosyal ekip de çocuğa ve anne/babaya destek olmalıdır.<br />
Bütün çocuklar hastalıklarını da bilmek isterler. Anlayabileceği dille bilgi verilmelidir. Özellikle uzak kaldığı okulu, arkadaşları onu çok üzebilir. Yaşa göre oyun odaları veya okul dersleri ile ilişkisini sürdürebilecek bir hastane okulu çok yararlı olacaktır. Ayrıca meşguliyet eğitiminin yanında odalara özellikle mutlak izolasyon dönemlerinde konacak televizyon, bilgisayar, resim malzemesi çocuk için son derece faydalıdır. Oda meşguliyetlerinde psikososyal ekip ve anne de görev alır.<br />
Uzun yatak istirahatlerinin sonucunda ortaya çıkacak kas erimesini önleyebilmek için egzersizler, bisiklet kullanımı, fizyoterapistler eşliğinde uygulanmaktadır.</p>
<p>Lösemi tedavisi:<br />
Hastalığın tedavisi mümkündür. Ancak mutlak olarak anne/baba, çocuk ile doktor/hemşire/psiko-sosyal ekibin işbirliği şarttır.</p>
<p>Tedavide çeşitli yöntemler kullanılır.<br />
a) Kemoterapi (ilaç tedavisi)<br />
b) Radyoterapi (ışın tedavisi)<br />
c) Destekleme tedavisi<br />
d) Kemik iliği nakli</p>
<p>Doktorunuz çocuğunuza uygulayacağı tedaviyi bir çok özelliği göz önüne alarak seçecektir: tedaviyi kaldırabilmesi, hastalığının tipine göre en uygun tedavi seçimi v.b. dikkate alınacaktır. Amaç hastalığı iyileştirmektir. Aynı tanıyı alsalar bile sizin çocuğunuz diğerlerinden farklıdır. Asla hastaları ve hastalıklarını birbirleri ile mukayese etmeyin.</p>
<p>A) Kemoterapi (ilaç tedavisi)<br />
Lösemi tedavisinde ilaçla tedavi çok önem taşır. Her gün daha yeni ve etkili ilaçlar bulunmakta ve kullanılmaktadır. Lösemide tipi ne olursa olsun ilk hedef, lösemi, &#8220;blast&#8221;larının işgalindeki kemik iliğini, yoğun ilaç tedavileriyle temizlemektir. Bu dönemde hasta değişen sürelerde ama mutlaka hastanede tutulmalıdır. Anne-baba-çocuk bu güç dönemi beraber atlatırlar. Damardan, ağızdan alınan ve ayrıca bel iğnesi ile verilen bir çok ilaç kullanılarak blastlara karşı savaş kazanılmaya çalışır. Bu döneme &#8220;HÜCUM&#8221; dönemi (indiksiyon da) demekteyiz.<br />
Başarı sağlanırsa hedeflenen; kemik iliğinin uykuya sokulması &#8220;REMİSYON&#8221; ve blastlar yok edilerek yerini işe yarar iyi hücrelerin (kırmızı kan hücresi, beyaz kan hücresi, trombosit) almasıdır. ALL&#8217;li 100 çocuktan 90&#8242;ı AML&#8217;li 100 çocuktan 75&#8242;i &#8220;Remisyon&#8221;a ulaşacaktır.<br />
İndiksiyon dönemini tamamlayan çocuklara sağlanan uyku dönemini daha da sağlamlaştırmak için bir &#8220;SAĞLAMLAŞTIRMA&#8221; (konsolidasyon) tedavisi uygulanır. Artık hastalığa karşı ilk zafer kazanılmıştır. Ancak hastalığın blast hücreleri beyin-omurilik gibi ilaçların çok iyi ulaşamadığı yerlere saklanabilirler, hatta ilk başlangıçta bile buraları tutabilirler. İlaçlarımızı onlara ulaştırmak için &#8220;lomber ponksiyon ve bel iğnesi (intratekal)&#8221; tedavi yapılır. Direkt olarak bel suyuna ilacımızı vererek saklanmış blastlara yüz yüze mücadele yapma şansını sağlarız. Aynı amaçla ikinci bir uygulama da başa (beyine) ışın tedavisi uygulamaktır. Bu tedaviye &#8220;Radyoterapi&#8221; denir.<br />
Lösemide sık kullanılan ilaçlar, kullanım şekli:<br />
Prednizolon / damar içi, kas içi ve ağız yolu<br />
Vincristine / damar içi<br />
L-Asparaginase / deri altı, kas içi (damar içi)<br />
Cyclophosphamide / damar içi<br />
Daunorubicine / damar içi<br />
6-Mercaptopurine / ağız yolu<br />
Methotrexate / damar içi, ağız yolu, intratekal<br />
Aclarubicin / damar içi<br />
Cytosine Arabinoside / damar içi, deri altı<br />
Etoposide / damar içi<br />
Thioguanine / ağız yolu<br />
Mitoxantrone / damar içi<br />
Amsacrine / damar içi</p>
<p>Lösemide kullanılan ilaçların yan etkileri:<br />
Lösemi tedavisi şarttır, ancak ilaçlar iki tarafı keskin kılıç gibidir. Bozuk lösemi hücrelerini yok edip öldürdükleri gibi sağlam dokulara da zarar verebilmektedir. Tedavi sırasında istenmeyen etkiler görülmektedir.</p>
<p>Erken dönemde görülen yan etkiler:<br />
Bulantı ve kusma:<br />
Genellikle sitostatik ilacın verilmesinden 4 saat sonra gelişir ve 2 gün kadar sürer. Günümüzde bulantı kusmayı azaltıcı ilaçlar yararlı olabilir. Bulantı oluşumunun nedeni mide-barsaktaki hücrelerin zedelenmesi sonucu ortaya çıkan serotonin adlı hormondur.<br />
Serotonin hormonunun sinir sistemi uyarısı ile beyindeki bulantı kusma merkezi uyarılır ve sonuç olarak bulantı-kusma gelişir.<br />
Bulantı-kusma olduğunda ilaçlara ilâve olarak bazı önlemler yararlı olabilir. Besinler soğuk, ılık yenmeli, sıcak olanlardan kaçınılmalıdır. Ağır, yağlı, tatlı, tuzlu, baharatlı, karışık besin alınmamalı, limon sıkılmalı, patates, pirinçli gıdalar, elma, muz gibi meyveler tercih edilmelidir.<br />
Ağır kokulardan uzak durulmalı, temiz hava alınmalı, müzik, televizyon, oyunlar ile dikkat başka alanlara çekilmeli ve uyumaya çalışılmalıdır.</p>
<p>Saç dökülmesi:<br />
Kimi hastaların saçları tamamen dökülebildiği gibi bazılarının ki daha az etkilenir. Kaşlar, kirpikler, vücudun muhtelif yerlerindeki tüyler de dökülebilir. Ancak unutulmamalıdır ki bu durum geçicidir ve saçlar daha gür ve yumuşak olarak tekrar çıkacaktır.<br />
Saçlar neden dökülür? Aslında saçın kendisi canlı değildir; saçlı deride bulunan saç hücreleri bu saçları üretir. Sitostatik ilaçlardan bu saç hücreleri zarar gördüğü için saçlar dökülür. Hücreler yenilenince saçlar tekrar çıkar.<br />
Tedavi sırasında hastanın saçları kesilirse, dökülen saçlar etrafa saçılmaz ve rahatsızlık vermez. Ancak saçlar psikolojik nedenlerle kestirilmek istenmezse daha dikkatli bakım ister. Saçlar ılık su ile tahriş etmeyen şampuanlar ile yıkanmalı, jöle, lastikli toka v.s. kullanılmamalıdır. En iyisi bone takmaktır. Bu dönemde peruk takılabilir.</p>
<p>İnfeksiyonlara artmış eğilim:<br />
İlaçların başlıca yan etkisi enfeksiyonlara sık ve ağır olarak yakalanmadır.<br />
Tedavi sırasında gerek savunma sisteminin diğer hücreleri, gerekse akyuvarlar sayıca azalacağı ve fonksiyonları da bozulacağı için vücut direnci bozulur ve solunum yolu, idrar yolu, barsak, mukoza infeksiyonları da artar. Enfeksiyon etkenleri olarak viruslar (Herpus uçuk virusu, CMV, EBV, parvovirus) mantarlar (candida ve aspergillus) ve bakteriler (Gram (+) ve Gram (-), anaerobik) sayılabilir.</p>
<p>Kendimizi İnfeksiyonlardan nasıl koruyalım?<br />
- Besinlerimizi ihmal etmeyelim, düzenli beslenelim.<br />
- Kendimizi aşırı yormayalım.<br />
- İnfeksiyonu olan kişilerden uzak duralım. Okul, kreş, otobüs, toplantı gibi kalabalık ortamlara girmeyelim.<br />
- Canlı aşı uygulanmış (felç aşısı) kişilere yaklaşmayalım.<br />
- Durgun su kullanmayalım.<br />
- Temizliğe (banyo, diş, ağız, tuvalet v.s.) dikkat edelim.<br />
- Besinleri hep taze, her öğünde pişmiş olarak tüketelim. Sütlü gıdaları kaynatarak yiyelim. Soyulmuş muz, elma gibi meyve haricindeki sebze, meyveleri pişirip yiyelim.<br />
- Çiçek ve süs bitkileriyle yakın temas etmeyelim.<br />
- Sık sık ellerimizi yıkayalım.<br />
- Banyo küvetinde yıkanmak yerine duşu tercih edelim.<br />
- Tuvalet yaptıktan sonra o bölgemizi sabunlayalım.</p>
<p>Hangi durumlarda acilen doktora, hastaneye başvuralım?<br />
- Ateş 38 C° dereceyi geçerse<br />
- Öksürük, boğaz ağrısı olursa<br />
- Aşırı terleme veya üşüme hissi duyulursa<br />
- Sık idrar ve ağrılı idrar yapma<br />
- Deride sivilce gibi kızarıklık, ısı artışı gelişen durumlar<br />
- Yanıklar<br />
- İshal gelişirse</p>
<p>Halsizlik, Yorgunluk<br />
Kemoterapinin geçici yan etkilerindendir. İlaçlar kemik iliğine zarar verir ve daha az alyuvar üretebilir, daha az oksijen vücuda taşınabilir. Bu kaslarda kuvvetsizlik, baş dönmesi, baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu yaratabilir.<br />
Yine yetersiz beslenme, azalmış uyku, ağrı, korku, sinirlenme ve psikolojik olarak etkilenme sonucu da gelişebilir.</p>
<p>İştahsızlık<br />
Tedaviye bağlı tat alma hissinde azalma, çiğneme ve yutma güçlüğüne bağlı gelişir. Genellikle bulantı ve kusma ile birliktedir. İştahsızlığı azaltmak için besinler sık sık az miktarlarda yenmelidir.<br />
Kahvaltı ihmal edilmemeli, besinler özenle iştah açıcı şekillerde sunulmalıdır. A ve C vitaminlerden zengin tablet veya besinler alınmalıdır.</p>
<p>İlaç Sızıntısı<br />
Bazı ilaçlar damara verilirken dışarı sızarlarsa yakarlar ve kötü yaralar açarlar. Bu tip ilaçlar uygulanırken dikkat edilmeli ve acı hissinde doktor, hemşire uyarılmalıdır.</p>
<p>Sarılık/Böbrek Sorunları<br />
Nadirdir. Uygun testlerde izlenerek gerekli tedbirler alınır.</p>
<p>Havale<br />
Nadiren hastalarda özellikle bel iğnesi ve radyoterapi esnasında görülür. Uygun ilaç değişimi ile düzene sokulur. Bazen de beyin tutulumunun işaretidir.</p>
<p>Kalp ile ilgili sorunlar<br />
Bazı ilaçlar kalbi de etkileyebilir ve kalp kasını bozabilir. Bu durumda o ilaca devam edilmez.</p>
<p>Mide ağrısı &#8211; Yanma/Kusma<br />
Özellikle prednol gibi kortikosteroid alanlarda olur. Uygun ilaçlarla düzeltilir.</p>
<p>Kan şekeri artışı<br />
Bazı ilaçların yan etkisidir. Uygun diyetle ve tedavi ile düzeltilir.</p>
<p>Ağızda yaralar<br />
Uygun ağız bakımı ve ilaçlarla düzeltilir.</p>
<p>Geç dönemde görülen yan etkileri:<br />
Büyüme-gelişme geriliği<br />
Alınan yoğun tedaviler, özellikle kemik iliği nakli sonrası görülebilir. Büyüme yavaşlayabilir. Radyoterapi sonrası bazen çocuğun okul başarısı etkilenebilir. Işınlama 2 yaşın altında yapılmaz.</p>
<p>Kısırlık<br />
Normal şartlarda çok nadirdir. Ancak yoğun tedaviler, kemik iliği nakli sonrası kaçınılmazdır.</p>
<p>Graftın alıcıyı reddi<br />
Kemik iliği nakli sonrası deri, karaciğer sorunları ve ishale giden bir tablodur. Özel ilaçlarla korunma ve tedavisine çalışılır.</p>
<p>Katarakt<br />
Kemik iliği nakli sonrası görülebilir. Uygun cerrahi müdahale ile düzeltilir.</p>
<p>B) Radyoterapi (ışın tedavisi):<br />
Işın tedavisi 2-3 hafta sürer. Her hafta belli sürelerle uygulandığı &#8220;DEVAM (İDAME)&#8221; dönemi izler. Artık hasta normal yaşamına döner, okulu, arkadaşları, ailesi ile günlük uğraşlarını sürdürür. Bazı ilaçları sürekli ağzından uygularken, diğerlerini aylık ziyaretlerle hastanede alır. Bu dönem 2-3 yıl sürer ve sonuçta her şey yolunda giderse şifaya ulaşır.</p>
<p>Ancak bazen her şey bu kadar düzenli gitmez ve uyuyan lösemi blastları bazen kemik iliğinde, bazen beyinde, bazen yumurtalıkta yeniden uyanır. Biz buna &#8220;TEKRARLAMA (RELAPS)&#8221; dönemi deriz. O zaman kemoterapi yanında kemik iliği nakli gibi başka yöntemlere de yönelmek genellikle gerekecektir.</p>
<p>C) Destekleme tedavisi:<br />
Büyük bir harbe benzetebileceğimiz ve hem hasta, hem aile, hem de doktor için büyük bir mücadele dönemi olan hücum ve sağlamlaştırma dönemlerinde sorun yalnız lösemi değildir. Verilen ilaçların yan etkileri, lösemi ve tedavisi ile boşalan ve henüz gerekli hücrelerini yapamayan, hırpalanmış bir kemik iliğinin getirdikleri de problem doğurabilir. Özellikle trombositlerin yokluğu kanamalara ve beyaz kan hücrelerinin (lökosit) yokluğu da infeksiyona yol açabilir. Bunun için kan merkezlerinde trombositlerin ayrılması ile elde edilen &#8220;trombosit süspansiyonları&#8221; verilerek kanamaların oluşumu önlenebilir. Trombosit süspansiyonları hücre ayrım cihazları ile (cell seperator) sağlıklı seçilmiş vericilerden hazırlanır. Ne yazık ki aynı şey lökositler için geçerli değildir.</p>
<p>Lökositlerin ayrılması ve uygulanması denenmişse de çok fazla sorun doğurduğu görülmüştür. Onun yerine hastayı enfeksiyondan korumak için beyaz kan hücreleri yükselene dek temiz, giriş-çıkışı kısıtlanmış özel odalarda tutma yoluna gidilmiştir. Bu esnada gerek anne-babalara, gerekse doktor, hemşire, sağlık personeline büyük görev düşmektedir. Şu noktalar asla ihmal edilmemelidir:<br />
- Odaya giren her kimse mutlaka elini en azından sabunla, daha iyisi uygun mikrop kırıcı (antiseptik) sıvılarla yıkamalıdır.<br />
- Ayakkabı ve giysilerle dış ortamın mikropları içeri taşınabilir. Bunun için maske, eldiven, galoş (ayakkabı üzerine giyilen lastik kılıf), önlük gibi koruyucu malzeme mutlaka kullanılmalıdır.<br />
- Hastaların kendi derileri, ağız-mide-barsak sistemleri de mikrop kaynağı olabilir. Onun için hasta sık sık yıkanmalı, en azından derisi silinmeli, ağız bakımı muntazam yapılmalı, doktorunuzun önereceği ilaç ve gargaralar muntazam kullanılmalıdır. Hastanın yiyecekleri ve suyu özellikle lökositleri düşükse mutlaka kaynatılmalı, pişirilmelidir.</p>
<p>Eğer infeksiyon ortaya çıkarsa uygun antibiyotikler ve gerekirse mantar ilaçları ile tedavi yapılmalıdır.</p>
<p>D) Kemik iliği nakli:<br />
Son yılların en büyük keşfi basit olarak sağlam bir kişiden alınan kemik iliğinin iyice tedavi edilmiş (kemoterapi, radyoterapi görmüş) hastaya verilerek onun hasta kemik iliğinin yerini almasını sağlamaktır. Böylece artık kemik iliğinde lösemik blastlara yer kalmaz ve hasta şifaya kavuşur. Bu yöntemle hastalığı tekrarlamış her 10 ALL&#8217;den 5&#8242;i (ALL&#8217;de ilk remisyon uyuma dönemi bozulmadan sürerse kemoterapiye devam edilir. Kemik iliği nakline gerek yoktur.) kurtulur. AML&#8217;de ise ilk remisyonda kemik iliği nakli uygun olur ve her 10 hastadan 6-7&#8242;si bu yöntemle kurtulabilir. Ancak bu işlem o kadar da kolay olmayabilir. Yaklaşık 4-6 hafta hasta tamamen mikropsuz bir ortamda korunmalıdır. Ayrıca kanama olmasın diye trombosit süspansiyonları da verilmelidir.</p>
<p>Kemik iliği nakli için öncelikle, bir verici bulunmalıdır. Bu verici ideal olarak kardeştir. Ancak öncelikle &#8220;doku uygunluğu testi&#8221; yapılır. Uygun verici aranır. Bazen hastanın kendi kemik iliği de remisyonda iken alınıp, blastalardan temizlenip dondurularak saklanır ve gereğinde kullanılır. Verici çok nadiren yakın akrabalar veya dokusu uygun yabancılar da olabilir. Eğer verici hastanın kardeşleri veya yakınları ise bu tip kemik iliği nakline &#8220;allojenik&#8221; kendi kemik iliği ise &#8220;otolog&#8221; denir. Bunun yanında bazen verilen kemik iliği hastayı, bazen de hasta verilen kemik iliğini kendine uygun bulmaz. Bu da ya kemik iliğinin reddi (graft versus host hastalığı-GVHD) ya da hastanın kemik iliğini reddi ile sonlanır (rejeksiyon). Bazen de lösemi her şeye rağmen geri gelir (relaps). Yine de şifa şansı vardır. Kemik iliğini veren kişiye hiç bir zararı yoktur. Sadece 30-45 dakikalık bir anestezi ile kemik iliği alınır. Bunun dışında normal yaşamını sürdürür.</p>
<p>Tedavilerini tamamlayan hasta artık yaşıtları arasına karışır. Özellikle 5 yılını doldurduğunda her şeyi geride bırakır. Geleceğe yönelir.</p>
<p>3- Ailenin diğer fertleri ve kardeşleri:<br />
Özellikle evde kalan çocuklar çok önemli bir sorun oluşturabilir. İlk dönemde ailede bir sorun olduğunu hisseden kardeşlerde korku ve kargaşa hissi kaçınılmazdır. Kardeşlerinin hasta olduğunu anlamasalar dahi; onun yokluğunu anne-babanın huzursuz ortamı, evden uzaklaşmaları onları çok rahatsız eder. Bu aşamada onların sorunlarına ciddi ve tatmin edici cevaplar vermek, onları dinlemek gerekir. Küçük yaştakiler basit açıklamalarla yetinirken, büyük çocuklar detaylarını sorabilirler.</p>
<p>Onlara löseminin ciddi ve özel ihtimam gerektiren bir hastalık olduğunu anlatmak, duygu ve düşüncelerini paylaşmak, sırdaş olarak almak çok yararlı olabilir. Kardeşlerinin tedavisinde rol oynamak onların terk edilmek ve suçluluk gibi duygulara saplanmasını da engelleyebilir. Hatta uygun şartlarda hastanede kardeşlerini ziyaret etmeleri de sağlanmalıdır. Böylece onunla olan ilişkileri daha canlı sürdürülebilir.</p>
<p>4- Diğer aile sorunları:<br />
Anne/babanın sorunları yalnızca çocuklarının hastalığının tedavisi olmamaktadır. Lösemi tedavisi uzun, masraflı bir süreçtir. En önemli sorun bu ağır masrafların karşılanmasıdır. Özellikle SSK, Emekli Sandığı gibi bir sigorta sisteminin güvencesi altında olmayan bir ailenin işi çok zordur. Bu aileler ya sosyal güvenceli bir işe teşvik edilmeli ya da Sosyal Yardımlaşma Vakfı gibi yardımlardan yararlandırılmalıdır. İkinci önemli sorun aile içi psikolojik sorunlardır. Anne-baba-kardeşler konuyla ilgili psiko-sosyal ekibin destek tedavilerine alınmalı, grup tartışmaları ve belli aralarla yapılacak eğitim seminerleriyle sorunlarına destek olunmalı, soruları cevaplanmalıdır. Diğer bir yöntem aileler arası dayanışmanın sağlanmasıdır.</p>
<p>Lösemi tedavisi sırasında sık kullanılan terimler:<br />
Akut: Hızlı ve kısa süreli.<br />
Anemi-(Kansızlık): Kırmızı kan hücrelerinin sayıca yetersizliği<br />
Bakteri: Hücrelerin olgun aşamaya gelmeden önceki genç, olgunlaşmamış ana şekli.<br />
Beyin tutulumu: Lösemide, beyin/omurilikte blast hücreleri saklanabilir ve hastalığın alevlenmesine neden olabilir. Hatta kemik iliği normal olsa dahi ilk tekrarlama buradan olabilir.<br />
Dalak: Lenf bezleri gibi bakteri ve kanser hücrelerini süzgeç gibi toplayan bir karın organıdır. Lösemide büyüyebilir.<br />
Deri altı (SC=Subkutan): Bazı kemoterapi ilaçları özellikle kolda deri altına injekte edilir.<br />
Destekleyici Tedavi (Supportif): Lösemi tedavisinin en önemli koludur. Kan ve kan ürünlerinin verilmesi, antibiotikler, el yıkama, özel temiz odalar, maske/galoş, önlük kullanımı bu tedavinin önemli öğeleridir.<br />
Devam tedavisi (İdame): Gerekli hücum ve sağlamlaştırma tedavilerini takiben 2-3 yıl süre ile sağlanan kemik iliği uyumasının (remisyon) şifaya dönüşmesi için yapılan tedavidir.<br />
Doku Grubu: Anne ve babadan yarı yarıya alınan ve insanın dokusal özelliklerini belirten işaretler (Kan grubu ile aynı değildir, HLA olarak da anılır).<br />
Eritrosit: Kırmızı kan hücresi. Hemoglobin adı verilen bölümü ile akciğerlerden dokulara oksijen taşır.<br />
Galoş: Ayakkabı üzerine giyilen naylon/lastik kılıf.<br />
Graftın Alıcıyı Reddi (Graft Versus Host Hastalığı-GVHD): Kemik iliği nakli sonrası görülen ve deri, karaciğer bulguları ve ishale giden bir yan etkidir.<br />
Hematokrit: Kanın taşıdığı eritrosit oranını belirleyen bir ölçüdür. %30&#8242;un altında kan verilir.<br />
Hematoloji: Kan ve kan yapan organlarla uğraşan bilim dalı.<br />
Hematolog: Eritrositlerin oksijen taşımasıyla görevli bölümü.<br />
Hickman kateteri: Ameliyatla damara konan ve kan alma tedavi işlerinde kullanılan özel hortum.<br />
Hücum tedavisi (İndüksiyon): Lösemide kemik iliğini işgal eden ve blastların yok edilmesi ve kemik iliğinin uykuya sokulması (remisyon) için yapılan tedavi bölümü.<br />
İmmun Sistem: Vücudun hastalıklara karşı direnmesini sağlayan lökosit ve benzeri bazı hücrelerden oluşan sistemdir.<br />
İnfeksiyon: Vücutta hastalık yapıcı mikroorganizmaların çoğalması ve vücudu işgali.<br />
İntramüsküler (İM): İlacın kas dokusu içine yapılması.<br />
İntratekal (İT): İlacın direkt olarak belden özel iğnelerle bel suyuna verilmesi.<br />
İntravenöz (İV): İlacın damara direkt verilmesi.<br />
Kan grubu: Kan hücreleri insandan insana değişen ve özel yöntemlerle gösterilebilen işaretleyiciler taşır. Kan naklinden önce alıcı ve vericide aynı olmaları şarttır. Başlıcaları A, B, O, AB ve Rh (+) / (-)&#8217;dir.<br />
Kanser: Kontrolsuz ve normal dışı hücre artışı ile giden yaklaşık 100 hastalığın ortak adıdır. Artan hücre urlar yapabilir, diğer dokuları işgal edebilir.<br />
Karaciğer: Hayatın devamı için gerekli birçok karmaşık işi yapan (sindirim, kan proteinleri yapımı, artıkların yok edilmesi) bir karın içi organıdır.<br />
Kemoterapi: Kansere karşı ilaçlarla tedavi.<br />
Kronik: Belirti ve bulguları uzun süren, yavaş ortaya çıkan, süregen.<br />
Kültür: Ateş/infeksiyon anında neden olan mikroorganizmanın (bakteri) tespiti için alınan kan, boğaz, idrar, dışkı örneklerinde yapılan ve etkili antibiotikleri de (infeksiyonlara karşı kullanılan ilaçlar) gösteren testler.<br />
Lenf Bezi: Tüm vücuda yayılmış, özel sistemi bulunan ve bakteri, kanser hücreleri için süzgeç görevi yapan organlar. Lösemide büyüyebilirler.<br />
Lökosit: Beyaz kan hücreleri.<br />
Lomber Ponksiyon: Bel suyunun incelenmesi veya ilaç verilmesi amacıyla yapılan, belden özel iğnelerle girilerek uygulanan tanı / tedavi yöntemi.<br />
Lösemi: Kemik iliğinde olgunlaşmamış, genç blast hücrelerinin kontrolsuz çoğalması ile giden ve kan kanseri adını da alan bir hastalık.<br />
Mantar: Tüm vücutta infeksiyon yapabilecek bir çeşit hastalık erkeni.<br />
Nötrofil: Beyaz kan hücrelerinin, bakteri, mantar, viruslara karşı vücut medafaasında önemli bir rol oynayan tipi. (Nötropeni: Nötrofillerin normalden az olması).<br />
Onkoloji: Kanserin fiziksel, kimyasal, biyolojik tüm özellikleri ile uğraşan bilim dalı.<br />
Onkolog: Onkoloji ile uğraşan bilim adamı.<br />
Oral: İlacın ağız yolu ile verilmesi.<br />
Patoloji/Patolog: Hastalıkların dokuda yaptığı değişiklikleri inceleyen, yorumlayan ve tanı koyan bilim dalı, bilim adamı.<br />
Pateşi/Ekimoz: Özellikle trombositin düşük olduğu hastalarda deri içine küçük / büyük kanamalar.<br />
Prognoz: Hastalığın sonucu / geleceği hakkında tahmini yaklaşım.<br />
Radyoterapi: Özel aletlerden çıkan ışınları kullanarak yapılan tedavi.<br />
Rejeksiyon: Hastanın dışarıdan verilen dokuyu (Ör. Kemik iliği) reddi.<br />
Relaps: Hastalığın uykuya daldıktan sonra yeniden uyanma ve bulgu vermesi.<br />
Remisyon: Uygun tedavilerden sonra lösemik hücrelerden temizlenmiş kemik iliğinin uykuya dalması, normal çalışması.<br />
Sağlamlaştırma Tedavisi (Konsolidasyon): Uygun hücum tedavisiyle remisyon sağlandıktan sonra yoğun bir tedavi ile yapılanların garantiye alınması.<br />
Şifa: Hastalığın kesin olarak iyileşip bir daha geri gelmemesi.<br />
Testis (Yumurtalık) tutulumu: Erkek çocuklarda testislere saklanan lösemi hücrelerinin çoğalması ile şişme, hassasiyet ile giden ve hastalığın tekrarına neden olan durum.<br />
Trombosit: Kanın pıhtılaşmayı sağlayan, zedeli damarı tıkayarak kanamayı durduran hücresi.<br />
Virüs: Çok küçük, ancak özel alet ve yöntemlerle saptanan kızamık / suçiçeği gibi hastalıkları yapan etken.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://kevserlokmanhekim.com/losemi.html">http://kevserlokmanhekim.com/losemi.html</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.panax-clavis.gen.tr/losemi-kan-kanseri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Civanperçemi</title>
		<link>http://www.panax-clavis.gen.tr/civanpercemi/</link>
		<comments>http://www.panax-clavis.gen.tr/civanpercemi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Mar 2012 10:40:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Damar Tıkanıklıgı]]></category>
		<category><![CDATA[civan]]></category>
		<category><![CDATA[Civanperçemi]]></category>
		<category><![CDATA[perçem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.panax-clavis.gen.tr/?p=1194</guid>
		<description><![CDATA[Civanperçemi (Achillea millefolium); yöresel olarak akbaşlı, barsamaotu, binbiryaprakotu, marsamaotu, beyaz civanperçemi, sarı civanperçemi ve kandilçiçeği diye de anılır. Hayatımızdan ayrı düşünemeyeceğimiz bir şifalı Türkiye&#8217;de 40 kadar civanperçemi türü bulunmakta ve bunların birçoğu tedavi amacıyla kullanılmaktadır. Türlerine göre 5-100 cm yükseklikte, yapraklar yünlü gibi tüylü ve parçalı, çiçekleri ; beyaz, fildişi beyazı, soluk sarı veya altın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p><b>Civanperçemi</b> (Achillea millefolium); yöresel olarak akbaşlı, barsamaotu, binbiryaprakotu, marsamaotu, beyaz <i>civanperçemi</i>, sarı <u>civanperçemi</u> ve kandilçiçeği diye de anılır. Hayatımızdan ayrı düşünemeyeceğimiz bir şifalı Türkiye&#8217;de 40 kadar civanperçemi türü bulunmakta ve bunların birçoğu tedavi amacıyla kullanılmaktadır. Türlerine göre 5-100 cm yükseklikte, yapraklar yünlü gibi tüylü ve parçalı, çiçekleri ; beyaz, fildişi beyazı, soluk sarı veya altın sarısı rengindedir. Çok yıllık ve otsu bir bitkidir. Mavimtrak renkli bir uçucu yağ taşır. Bu uçucu yağda azulen, limonen, sineol, borneol, pinenler, seskiterenler vardır. Bitki çayırlarda, dar tarla yollarında, yol kıyılarında ve tahıl tarlalarının kenarlarında kümeler halinde yetişir. Güneşli havalarda çevresine aromalı keskin bir koku yayar. Aslında çiçekleri, güneşin en etkili olduğu saatlerde toplamak gerekir, çünkü o sıralarda eterli yağları ve şifalı gücü doruk noktasında olur. (Referans2: T.Baytop)</p>
<p>Ünlü herbalist Kneipp, bir yazısında şöyle diyor (Referans1: M.Treben): &#8220;Arada bir civanperçemi çayı içmiş olsalar, kadınlar pek çok problemle hiç karşılaşmazlardı!&#8221;. Adet kanamaları düzensiz bir genç kız olsun, menopoz dönemindeki veya sonrasında olgun bir kadın olsun, tüm kadınlar için arada sırada civanperçemi çayı içmek çok önemlidir. Civanperçemi, akla gelebilecek tüm konularda, dölyatağını (rahim) en iyi biçimde etkiler. Tanıdığım genç bir kadının birden dölyatağı kanserine (rahim) yakalandığını duymuştum (Referans1: M.Treben). Kobalt ışını ile tedavi ediliyordu. Hastanın yakınları, hiç bir iyileşme umudunun kalmadığını doktordan öğrenmişlerdi. Hemen içebildiği kadar çok civanperçemi çayı içmesini önerdim. Daha aradan 3 hafta bile geçmeden aldığım bir mektupta, hastanın kendisini iyi hissetmeye ve kilo almaya başladığını öğrendiğimde büyük bir mutluluk duydum. Yumurtalık iltihaplanmasında alınmaya başlanan civanperçemi oturma banyolarının daha ilkinde ağrılar kesilir ve iltihap yavaş yavaş gerilemeye başlar. Bu banyolar aynı zamanda, yaşlı kişilerin ve çocukların yatağa işeme problemlerine karşı ve dölyatağı (rahim) akıntılarında da başarılı olur. Bu durumlarda ayrıca günde 2 bardak civanperçemi çayı da içmek gerekir. Dölyatağı kaymasında da (Prolapsus) uzunca bir süre oturma banyoları alınır, ayrıca günde 4 bardak arslanpençesi çayı içilir ve çobançantası tentürü ile dölyatağı civarına, vajinadan yukarı doğru masajlar yapılır. Miyomlar da (Kas yapılı urlar), doktor kontrolünün olumlu bir sonuç vermesine kadar, uzunca bir süre her gün civanperçemi oturma banyoları alındığında yok olabilirler. (Referans1: M.Treben). 19 yaşındaki bir genç kızda adet kanamaları bir türlü başlamıyordu. Doktoru ona doğum kontrol hapı önerdi. Kanamalar yine de başlamadı, ama kızın memeleri bir hayli irileşti. Bu durumda kız da hapları kullanmak istemedi. İşte o zaman annesi bana (M.Treben) geldi. Ona, kızına her sabah aç karnına 1 bardak civanperçemi çayı içmesini tavsiye ettim. Dört hafta sonra her şey yoluna girmişti ve bugüne kadar da yolunda gitti. Menopoz döneminde de kadınlar sık sık civanperçemi çayını anımsamalıdırlar. Bu durumda, iç huzursuzlukları ve daha başka rahatsızlıklarla karşılaşmayacaklardır. (Referans1: M.Treben)</p>
<p>Civanperçemi oturma banyoları da sağlık için çok yararlıdır. Kol ve bacaklardaki sinir iltihaplanmalarında, civanperçemi katkısıyla yapılacak kol ve bacak banyoları çok rahatlatıcıdır. Fakat, bitki öğle güneşinde toplanmalıdır. Bu tür banyolar özellikle ilk alındığında yararlı olurlar ve tüm ağrılar diner.</p>
<p>Dr. Lutze, civanperçemini şu hastalıklara öneriyor: (Referans1: M.Treben)</p>
<p>Kanın kafaya sancılı biçimde basıncı</p>
<p>Baş dönmesi</p>
<p>Bulantı</p>
<p>Göz sulanması eşliğindeki göz rahatsızlıkları</p>
<p>Göz sancıları</p>
<p>Burun kanaması</p>
<p>Hava şartlarından kaynaklanan migren krizi</p>
<p>Düzenli olarak içilen bitki çayı ile migren tümüyle iyileşebilir. Eski bitki kitaplarında civanperçemi, tüm hastalıkların ilacı olarak nitelendirilmektedir. Bedeni temizleyici etkisi sayesinde, yıllar boyu yer etmiş hastalıkları bedenimizden dışarı atabiliriz. Önemli olan, denemektir! Civanperçeminin en iyi biçimde ve doğrudan kemik iliğini etkilediğini ve orada kan üretimini düzene soktuğunu özellikle belirtmek gerekir. Bu gücü sayesinde bitki, kemik iliği hastalıklarında, çay kürleri, banyolar ve tentür kullanımı yolu ile yardımcı olabilir. Civanperçemi, akciğer kanamalarının durdurulmasında etkilidir ve eğir kökü ile birlikte kullanıldığında akciğer kanserini iyileştirebilir. Eğir kökü gün boyunca çiğnenir ve civanperçemi çayı, sabah ve akşam olmak üzere günde 2 bardak yudumlanarak yavaş yavaş içilir. Mide kanamalarında ve basur (hemoroid) kanamalarında olduğu kadar, mide basıncı ve mide yanmalarına karşı bitki çayı çok kısa sürede başarı sağlar. Soğuk algınlıklarında, sırt veya romatizma ağrılarında bitki çayı elden geldiğince sıcak olarak içilmelidir. Bitki çayı böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar, iştahsızlığı giderir, gazları ve mide kramplarını, karaciğer düzensizliklerini, mide ve bağırsak kanalı iltihaplarını iyileştirmeye yardım eder ve bağırsak beze çalışmalarını düzenleyerek, dışkılamayı kolaylaştırır. Kan dolaşımına ve damar kramplarına karşı çok etkili olduğu için bitki çayını koroner yetmezliğinde de hararetle önermek gerekir. Rahatsız edici vajinal kaşıntılar, bitkinin kaynama suyu ile yapılan yıkama ve oturma banyoları sayesinde yok olur. Civanperçemi çiçeklerinden, basura karşı çok etkili bir merhem hazırlanabilir. (Referans1: M.Treben)</p>
<p>UYARILAR:</p>
<p>Civanperçeminin gebelik süresince kullanılmaması tavsiye edilir. Bazı duyarlı kişilerde allerjik tepkilere yol açabilir. Başkaca bilinen bir yan etkisi yoktur.</p>
<p>Kullanım Biçimleri :</p>
<p>Çay hazırlamak: Yarım veya bir tatlı kaşığı ince kıyılmış bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır (kaynatılmaz), 15 dakika demlendikten sonra süzülür. Aksi belirlilmedikçe günde 3 su bardağı çay aç karnına veya öğün aralarında içilir.</p>
<p>Bitki Tentürü: Çiçeklenme zamanında toplanan taze bitki ince kıyılır. Geniş ağızlı bir şişeye gevşekçe doldurulur ve kaliteli bir konyak, bitkilerin üstüne çıkana kadar eklenir. Şişe 14 gün boyunca güneşte bekletilir, arada bir çalkalanır ve süre sonunda süzülür.</p>
<p>Merhem hazırlamak: 100 gr tuzsuz tereyağı veya içyağı tavada iyice kızdırılır. İnce kıyılmış bir avuç kadar taze civanperçemi çiçeği ve ince kıyılmış 15 taze ahududu yaprağı tavaya atılır, çıtırdamaya başlayınca karıştırılır ve tava ocaktan çekilerek, üstü kapalı bir biçimde serin bir yere kaldırılır. Ertesi gün hafifçe ısıtılır, tülbentten geçirilerek süzülür ve temiz kaplara doldurulur. Buzdolabında saklanmalıdır!</p>
<p>Oturma Banyosu: Iki büyük avuç dolusu ince kıyılmış taze bitki veya 100 gr kurutulmuş bitki, gece boyunca soğuk suda bekletilir. Ertesi gün kaynama derecesine kadar ısıtılır ve süzülerek, banyo suyuna eklenir.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.e-sehir.com/faydali_bitkiler/bilgi2_civanpercemi.html">http://www.e-sehir.com/faydali_bitkiler/bilgi2_civanpercemi.html</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.panax-clavis.gen.tr/civanpercemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>adaçayı</title>
		<link>http://www.panax-clavis.gen.tr/adacayi/</link>
		<comments>http://www.panax-clavis.gen.tr/adacayi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Mar 2012 10:38:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Damar Tıkanıklıgı]]></category>
		<category><![CDATA[ada]]></category>
		<category><![CDATA[adaçayı]]></category>
		<category><![CDATA[bitkisel]]></category>
		<category><![CDATA[çay]]></category>
		<category><![CDATA[çayı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.panax-clavis.gen.tr/?p=1191</guid>
		<description><![CDATA[Adaçayı ballıbabagillerdendir, ülkemizde dişotu ve meryemiye adlarıyla da bilinir.30-70 cm boyunda olan bitkinin yaprakları açık gri-yeşildir.Çiçekleri mavi,beyaz veya menekşe renklidir.Haziran ve Temmuz ayları boyunca çiçeklenir. Güneydoğu Avrupa&#8217;da yetişmektedir ve Avrupa mutfaklarında baharat olarak kullanılmaktadır.Bitkisel tedavide kullanılacak yaprakları mayıs ayında çiçeklenmeden önce toplanır,tüm bitki ise çiçeklenmeden hemen sonra Ağustos ayında toplanır. Aktif Maddeleri Adaçayının en önemli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Adaçayı ballıbabagillerdendir, ülkemizde dişotu ve meryemiye adlarıyla da bilinir.30-70 cm boyunda olan bitkinin yaprakları açık gri-yeşildir.Çiçekleri mavi,beyaz veya menekşe renklidir.Haziran ve Temmuz ayları boyunca çiçeklenir.</p>
<p>Güneydoğu Avrupa&#8217;da yetişmektedir ve Avrupa mutfaklarında baharat olarak kullanılmaktadır.Bitkisel tedavide kullanılacak yaprakları mayıs ayında çiçeklenmeden önce toplanır,tüm bitki ise çiçeklenmeden hemen sonra Ağustos ayında toplanır.</p>
<p>Aktif Maddeleri</p>
<p><b>Adaçayı</b>nın en önemli aktif maddeleri cineol,boneol alfa ve beta-thujone yağlarıdır.Yaprakları tannic asit(%3-8),resin(%5-6),oleic,ursonik, ve ursolik asit,az miktarda da cornsole ve cornsolik asit,fumaric, chlorogenic, caffeic and nicotinic acitler,nicotinamide, flavones, flavone glycosides, and estrogenic maddeler içerir.</p>
<p>Adaçayı, çok eski çağlarda da ünlü bir şifalı bitki olarak tanınırdı. 13. Asırdan kalma bir dizede şöyle deniyor: “Eğer dikmişsen adaçayını bahçeye, ne gerek var ölmeye!&#8221;</p>
<p>Mavi-mor çiçekleri güzel bir koku yayar ve gargara veya adaçayı sirkesi yapmak için toplanır.Adaçayı sirkesi avuç dolusu çiçeğin elma sirkesine yatırılmasıyla elde edilir.Hastalıklarda masaj için kullanılır.</p>
<p>Yaprakları çiçekleri açmadan ,volatile yağlarının doruk seviyede olduğu gün ortasında toplanır ve gölgede kurutulur.</p>
<p><i>Adaçayı</i>nın İngilizcesi olan sage kelimesi Latince şifalı özellikleri nedeniyle korumak manasına gelen salvare kelimesinden türemiştir.</p>
<p>Hristiyan kaynaklarında eski zamanlarda adaçayına ne kadar önem verildiğini gösteren şöyle bir hikaye vardır:</p>
<p>Hz Meryem Hz İsa&#8217;nın öldürülmesi emrini veren Kral Herod&#8217;dan kaçarken bitkilerden kendisini saklamalarını istemiş hepsi reddetmişler sadece adaçayı kabul etmiş.Kralın adamları onları görmeden geçip gittikten sonra Hz Meryem <u>adaçayı</u>na &#8220;bundan sonra sonsuza kadar insan oğlunun en favori çiçeği sen olacaksın sana insanoğlunun bütün hastalıklarını iyileştirme gücü verilecek bu yaptığın karşılığında&#8221; demiş.</p>
<p>Adaçayı düzenli içilirse vücudu kuvvetlendirir,felci önler,uyku felcine(karabasan) iyi gelir.</p>
<p>Adaçayı lavanta gibi gece terlemelerini önler.</p>
<p>Kramp,omurilik sorunları,vücut bezleri hastalıkları,kol ve bacak titremeleri için kullanılmaktadır.Bu hastalıklar için gün boyu 2 bardak çay yudumlanarak içilir.</p>
<p>Bu çay karaciğer şikayetlerinde,mide ve bağırsak gazlarında ve bozuk karaciğerden kaynaklanan tüm rahatsızlıklarda kullanılır.</p>
<p>Adaçayı kanı temizler,balgam söktürür,iştah açar,bağırsakları çalıştırır ishali keser.</p>
<p>Böcek sokmalarında yapraklar ezilerek yaraya uygulanır.</p>
<p>Ağız ve boğaz ülserlerinde,diş eti iltihaplarında,bademcik iltihaplarında,gırtlak sorunlarında kullanılır.</p>
<p>Pek çok çocuk ve yetişkin eğer zamanında adaçayı kullansalardı bademcik ameliyatı olmalarına gerek kalmayacaktı.Vücudun bekçileri olan bademcikler olmayınca toksik maddeler direk böbreklere gider.</p>
<p>Sallanan,kanayan dişler ile dişeti yara ve çekilmeleri için Adaçayı dekoksiyonu ile yapılan gargaralar faydalıdır.Adaçayı çayına batırılan bir parça pamuk hasta bölgeye uygulanabilir.</p>
<p>Sinirleri zayıf insanlar ve karın bölgesinde rahatsızlığı olan kadınlar adaçayı oturma banyoları almalıdırlar.</p>
<p>Tıbbi olmasının yanısıra adaçayı mutfakta da kullanılır.Sadece kokusundan dolayı değil,terbiye etmek için de etlere konur.</p>
<p>Kullanımı</p>
<p>Çayı: Çeyrek litre(1 su bardağı)kaynar su ile1 tepeleme çay kaşığı adaçayı 3 dakika demlenir.<br />
Adaçayı Sirkesi: Adaçayı çiçekleri bir şişeye doldurulur ve üzerlerini örtecek kadar elma sirkesi konur.Şişe iyice kapatılır,sıcak veya güneşli bir yerde 14 gün boyunca bekletilir.<br />
Oturma Banyosu: 2 avuç dolusu adaçayı geceden soğuk suya konur ertesi gün kaynama noktasına kadar ısıtılır ve banyo suyuna eklenir.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.sifalibitkilervedogaltedavi.com/sifali_bitkiler/Adacayi.html">http://www.sifalibitkilervedogaltedavi.com/sifali_bitkiler/Adacayi.html</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.panax-clavis.gen.tr/adacayi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Panax ginseng</title>
		<link>http://www.panax-clavis.gen.tr/panax-ginseng-product/</link>
		<comments>http://www.panax-clavis.gen.tr/panax-ginseng-product/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Mar 2012 22:41:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Damar Tıkanıklıgı]]></category>
		<category><![CDATA[Ginseng]]></category>
		<category><![CDATA[panax]]></category>
		<category><![CDATA[panax products]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.panax-clavis.gen.tr/?p=1189</guid>
		<description><![CDATA[Panax ginseng is one of several types of ginseng commonly used in herbal medicine. Other types of ginseng include American ginseng and Siberian ginseng. The active compounds in Panax ginseng are believed to be steroid-like components called ginsenosides. According to traditional Chinese medicine, each type of ginseng is thought to have unique healing properties. Panax [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p><b>Panax</b> ginseng is one of several types of ginseng commonly used in herbal medicine. Other types of ginseng include American ginseng and Siberian ginseng. The active compounds in <i>Panax</i> ginseng are believed to be steroid-like components called ginsenosides.</p>
<p>According to traditional Chinese medicine, each type of ginseng is thought to have unique healing properties. <u>Panax</u> ginseng, for example, possesses &#8220;heating&#8221; properties, which help to improve circulation.<br />
What Are the Different Types of Panax Ginseng?<br />
Panax ginseng is available in different forms. White ginseng, for instance, is Panax ginseng that has been dried and peeled. Red ginseng, on the other hand, is unpeeled Panax ginseng that is steamed before drying. White and red ginseng are available in tinctures, liquid extracts, powders and capsules.</p>
<p>In traditional Chinese medicine, red ginseng is thought to promote &#8220;yang&#8221; energy to a greater degree than white ginseng. As a result, red ginseng may be overstimulating in some cases.</p>
<p>he Science Behind the Effects of Ginseng<br />
Although research on Panax ginseng is fairly limited, there&#8217;s some evidence that the herb may offer certain health benefits. Here&#8217;s a look at several key study findings:<br />
1) Panax Ginseng and Mental Ability<br />
Panax ginseng may improve cognitive performance during prolonged periods of mental activity, according to a 2005 study from the Journal of Psychopharmacology. In a clinical trial involving 30 healthy young adults, researchers found that those given Panax ginseng were less likely to experience mental fatigue while taking a test (compared to those given a placebo).</p>
<p>In addition, a 2000 study in Psychopharmacology showed that a combination of Panax ginseng and ginkgo biloba may help enhance memory in healthy middle-aged adults.<br />
2) Panax Ginseng and Diabetes<br />
A small 2008 study from Nutrition, Metabolism, and Cardiovascular Diseases showed that Panax ginseng may aid in diabetes management. The study involved 19 people with well-controlled type 2 diabetes. Compared to those given a placebo for 12 weeks, study members who took Panax ginseng supplements for the same time period experienced greater improvements in blood sugar control.<br />
3) Panax Ginseng and Erectile Dysfunction<br />
Panax ginseng appears to be effective in the treatment of erectile dysfunction, suggests a 2002 study from the Journal of Urology. In tests on 45 men with erectile dysfunction, those who took Panax ginseng for eight weeks showed greater improvements than those given a placebo for the same time period.</p>
<p>In an earlier study of 90 men with erectile dysfunction, 60 percent of the participants reported improvement in their symptoms compared with 30 percent of those using the placebo. The study was published in the International Journal of Impotence Research.</p>
<p>Unlike prescription drugs for erectile dysfunction (which are usually taken when needed), ginseng only appears to be useful for erectile dysfunction if taken on a continuous basis.<br />
More Research on Panax Ginseng<br />
Other research suggests that Panax ginseng may not be helpful for some conditions. For instance, studies have found Panax ginseng ineffective for alleviating hot flashes, improving mood and boosting sports performance. In addition, the National Institutes of Health noted that there is not enough research to rate Panax ginseng&#8217;s effectiveness in treatment of a number of conditions (including depression, chronic fatigue syndrome, cancer, colds, the flu, bronchitis, fever, digestive problems, fibromyalgia and anemia).</p>
<p>Side Effects of Panax Ginseng<br />
Children or pregnant or nursing women should avoid Panax ginseng. People with hormone-dependent illnesses such as endometriosis, uterine fibroids, or cancers of the breast, ovaries, uterus, or prostate should avoid Panax ginseng because it may have estrogenic effects.</p>
<p>Panax ginseng may decrease the rate and force of heartbeats, so it shouldn&#8217;t be used by people with heart disease (unless under the supervision of a healthcare provider).</p>
<p>Panax ginseng may lower blood sugar levels, so it shouldn&#8217;t be taken by people with diabetes unless under a doctor&#8217;s supervision. In addition, Panax ginseng may interact with insulin and other drugs for diabetes, such as metformin, glyburide, glimepiride and glipizide.</p>
<p>Panax ginseng may worsen insomnia.</p>
<p>Side effects of Panax ginseng may include nervousness, agitation, insomnia, diarrhea, headaches, high blood pressure and heart palpitations.<br />
Herb-Drug Interactions for Panax Ginseng<br />
Panax ginseng can increase the effect of blood-thinners (such as clopidogrel, ticlopidine, warfarin, heparin and aspirin), which may result in uncontrolled bleeding or hemorrhage. Certain herbs (such as danshen, devil&#8217;s claw, eleuthero, garlic, ginger, horse chestnut, papain, red clover, and saw palmetto) can also increase the risk of bleeding if combined with ginseng.</p>
<p>Panax ginseng may affect heart rhythm and can increase potential side effects from theophylline (and similar asthma drugs), albuterol, clonidine and sildenafil citrate (Viagra).</p>
<p>Panax ginseng may interfere with the metabolism of monoamine oxidase (MOA) inhibitors, such as phenelzine sulfate, tranylcypromine sulfate and isocabaxazid. It&#8217;s also believed to affect levels of neurotransmitters (chemicals that carry messages from nerve cells to other cells) and may interact with antipsychotic drugs such as chlorpromazine and fluphenazine.</p>
<p>Panax ginseng stimulates the central nervous system, so it may increase the effects of prescription drugs that do the same (such as medications for attention-deficit hyperactivity disorder, narcolepsy, and obesity). The combination may raise heart rate and blood pressure.</p>
<p>Panax ginseng has been found to interfere with the metabolism of drugs processed by an enzyme called cyp3A4. Ask your doctor to check if you are taking medications of this type.</p>
<p>Other Types of Ginseng</p>
<p>In traditional Chinese medicine, American ginseng is said to have &#8220;cooling&#8221; properties. This type of ginseng is often touted as a natural remedy for diabetes. American ginseng is also said to stimulate the immune system, improve strength and stamina, and treat and prevent some forms of cancer.</p>
<p>Also used to boost strength, stamina, and immunity, Siberian ginseng is sometimes taken to ease the side effects of chemotherapy. In addition, Siberian ginseng is thought to act as an adaptogen and protect against atherosclerosis, Alzheimer&#8217;s disease, rheumatoid arthritis, and attention deficit-hyperactivity disorder.<br />
Should You Use Panax Ginseng for Health Purposes?</p>
<p>While Panax ginseng may help with certain health conditions, it&#8217;s crucial to consult your doctor before using Panax ginseng (or any other type of alternative medicine) to treat a chronic health condition.</p>
<p>Source: <a href="http://altmedicine.about.com/od/ginseng/a/ginseng.htm">http://altmedicine.about.com/od/ginseng/a/ginseng.htm</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.panax-clavis.gen.tr/panax-ginseng-product/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

